Özden

Mutlak monarşiler, burjuvazinin kendilerine verdikleri feodal siyasal birimleri temizleme yolunda tarihsel görevlerini yerine getirdiler. Sonra, burjuvazi onları eskimiş bir süpürge gibi atmak istedi. Çünkü tarihsel görevlerini tamamlamışlardı. Mutlak monarkların hala başta bulunmaları ise, burjuva ekonomisinin yeni gelişmelerini yavaşlatan bir ayak bağı oluşturmaktaydı. Ekonomik bakımdan iyice güçlenen burjuvazinin, artık yönetimi aracıları yoluyla etkileme yerine, yöneticiliği doğrudan adaylığını koyduğunu gördü. Siyasal erki ele geçirip, feodal çağların kalıntısı olan ve aristokratlardan yana yontan yasaları, yeni ekonomik güçlerin rahatça çalışmasını sağlayacak biçimde değiştirmek yoluna girildi. Ne var ki burjuvazi, bu amacını gerçekleştirmek yolundaki girişimlerinde, karşısında bu kez kendi yetiştirmesi olan mutlak monarşiler buldu. Burjuvazi mutlak monarkların erkini sınırlamaya kalkınca da, mutlak monarklar feodal aristokratik güçlerle işbirliği yaptılar. Böylece, 16. ve 17. yüzyıllarda aristokratlar kraların erkini sınırlamak isteyip, burjuvalar mutlak monarklardan yana olmuşken, 18. yüzyılda roller değişti. Burjuvazi mutlak monarşiyi sınırlamak amacıyla özgürlük ve eşitlik (ideolojik) bayraklarını çekti. Aristokrasi genellikle geleneksel siyasi ayrıcalıklarından ve bunların savunucusu durumuna gelmiş olan krallığın geleneksel haklarından yana oldu.
Sayfa 309·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bölgelerarası sürekli ve yoğun ekonomik ilişkiler, yüzlerce bölgesel dilden ve lehçeden ve de Latinceden uzaklaşılarak, bölgesel dillerle Latincenin karışımları olarak ortaya çıkan, ileride "ulusal diller "denecek diller yarattı. Siyasal bütünleşmeler de daha çok bu dillerin sınırlarıyla çakışma yönünde gelişti. Bir başka deyişle, ulusal devletlerin sınırları, ırk değil, daha çok dil üzerinden çizilmeye başlandı. Elbette bu genel eğilimin dışında kalan durumlar da doğdu. Ama genelde ekonomik, siyasal bütünleşmelere koşut dillerin oluşması "ulusal bilinçler" geliştirdi. Gerçekten, aslında bir Fransız, bir İngiliz, bir İspanyol, hatta bir Alman ırkı yoktur. Önce İtalyanca, İspanyolca, Fransızca, İngilizce, Almanca dilleri ortaya çıkmıştır. Neden sonradır ki bu dil birliğinin yarattığı kültür birliğiyle, Bir İtalyan, bir Fransız, bir İspanyol, bir İngiliz, bir Alman ulusundan, ulusal bilinçten söz edilmeye başlanmıştır.
Sayfa 309·Kitabı okudu
Alıntı
Aslında olay şuydu: Ticaretin ve endüstrinin gelişmesiyle feodal kendine yeterlilik ortadan kalkmıştı. Bölgelerarası ekonomik ilişkiler, karşılıklı ekonomik gereksinim, onları birbirine gereksinir kılmıştı. Böylece çağı gittikçe genişleyen bir ekonomik bütünleşme sürecine yol açmıştı. Buna karşın küçük siyasal birimler ortadan kalkmamıştı. Çözüm ekonomik ilişkilerin yürütüldüğü topraklar üzerinde tek bir siyasal birimin kurulmasındaydı. Ülkenin her yerinde aynı alışveriş yasalarının bulunmasının sağlanmasındaydı. Yeni ekonomik bütünleşmeye uygun bir siyasal bütünleşmenin gerçekleşmesiydi. Bu yolda yapabilecek şey, "bölücü" güçlere karşı çıkılıp, bütünleyici güçlerin desteklenmesiydi. Güçlü prenslerin desteklenerek, onların, feodal küçük siyasal birimleri ortadan kaldırıp, ulusal devleti kurmalarına yardımcı olmaktı. Bunu sağlamak için de burjuvazi, 16. ve 17. yüzyıllarda mutlak monarşi yönündeki eğilimleri destekledi.
Sayfa 308·Kitabı okudu
Alıntı
Barutu Çin'den öğrenen Moğollar, onu toplara uygulayarak, 13. yüzyılda Avrupa sınırlarına kadar dayanırlar. Avrupalılar bu yola ateşli silahları öğrenmiş olurlar. Ateşli silahlar Avrupa'da 14. yüzyıl gibi erken bir tarihte kullanılma başlanmıştır. Zamanla, onlara dayanan yeni savaş taktikleri geliştirilmiştir. Tüfekler şövalyelerinin pabucunu dama atacak yönde yetkinleştirilmiştir. Toplar, feodal beylerin son sığınakları olan kaleleri 1350-1550 arasında başlarına yıkmaya başlamıştır.
Sayfa 306·Kitabı okudu
Alıntı
Doğu-Batı ticareti, ilkin Doğu'nun yünlü kumaş isteklerinden dolayı dokumacılığı kışkırtmıştı. Aynı zamanda geniş bir pazar yaratmıştı. Bunun sonucu olarak dokumacılık Avrupa'nın en hızlı gelişen endüstri dalı oldu. Endüstri devriminin ilk ürünlerinden olan dokuma makineleri, bez ve kumaş fiyatlarını çok düşürdü. Bu ise, iç ve dış istemi (talebi) arttırdı. Dokumaya olan istemin artışı ise yün istemini arttırdı. O kadar ki, bir toprağa ekmektense orada sürü beslemek daha karlı duruma geldi. Bunun üzerine bazı büyük toprak sahipleri, topraklarını çitlerle çevirip, içinde (tahıl yetiştirmek yerine) sürü beslemeye başladılar. Böylece, kasaba, kent pazarında yün satıp, buralardan gelişen ticaretin ve endüstrinin sunduğu yeni lüks malları satın alabildiler.
Sayfa 305·Kitabı okudu
Alıntı