İsa, İncil'i yoksullar için (adının geldiği anlamıyla) bir "müjde", yakın gelecekte daha hakça bir dünya sözü vererek öğütlemeye (vaaza) başlamıştı. O zaman çevresinin, daha çok yoksul, umarsız, hasta insanlar tarafından sarıldığı görüldü. İsa, havarileri ve çevrelerindeki ilk Hristiyanlar, her şeylerini bölüşerek, ilkel, yoksul ve yalın bir ortaklaşacı (komünist) yaşam sürüyorlardı.
Roma İmparatorluğu tam bu sıralarda (İ.S. 4. ve 5. yüzyıllarda) biri içten biri dıştan olmak üzere iki saldırı ile karşılaştı. Dış saldırı, barbar Cermen halklarının, Roma'nın zayıflaması üzerine etkili olmaya başlayan akınlardı. İç saldırı ise, eşitsizlikçi Roma toplum düzenine küsmüş olan aşağı katmanlar arasında yayılan Hristiyanlık. Roma imparatorları, imparatorluğun bu saldırılarla dağılmasını durdurmak için, bir zamanlar tüm güçleriyle karşı çıktıkları Hristiyanlığı benimsediler. Onun imparatorluğun çözülen birliğini yeniden sağlayabilecek birleştirici bir ideoloji olabileceğini kavradılar. Bu yolda, Hristiyanların kovuşturma politikalarını bırakarak, önce dinsel hoşgörü politikasını benimsediler. Daha sonra da, 380'de Hristiyanlığı devlet dini olarak duyurdular. Hristiyanlığın devlet dini olması üzerine o zamana kadar bir yeraltı örgütü olan kilise yer üstüne çıktı. Hızla imparatorluğun yönetimsel örgütlenişine koşut bir yasal örgütleniş sürecine girdi.
Cermenler, çok eski tarihlerde doğudan Kuzey Avrupa ovalarına gelmiş olan Hint-Avrupa dili (Hint-Avrupa) kültürlü topluluklardır. Roma İmparatorluğu döneminde buralarda göçebe çoban yaşamı sürdürmekteydiler. Roma ordularıyla uğraştıkları sıralarda, eşitlikçi kabile düzenleri içinde ilkel, "komünist" denebilecek bir yaşam sürdürdüklerini biliyoruz. Bunu Romalı tarihçi Tacitus'un Germania ve onlarla savaşan Sezar'ın Gal Savaşları yapıtlarından öğreniyoruz. Cermenler, Roma İmparatorluğunu yıktıktan sonra, 5. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar beş yüzyıl sürecek bir kargaşa çağına yol açmışlardır. Tarihçiler bu yüzyılları Batıda "Ortaçağın Karanlık Çağı" olarak adlandırmışlardır.
Kölelerin serfleşmesine gelince, tarım işleri onların yılın belli zamanlarında sıkı çalışmalarını gerektirir. Yılın öteki zamanlarında ise kölelerin az çok boş kalmalarına yol açan bir niteliğe sahiptir. Bunun bir sonucu olarak, tarım kölelerinin yılın bazı mevsimlerinde ister istemez efendilerinin denetimi dışında kaldıkları görülüyordu. Buna karşılık efendi, çalışma mevsimi olsun olmasın, kölesini beslemek zorundaydı. İşte bu zorunluluktan kurtulmak için, köle sahipleri, kölelerini ölü tarım mevsiminde serbest bırakmak yoluna gitmişlerdir. Böylece bu süre içinde onları beslemek zorunluluğundan kurtulmuşlardır. O durumda yılın belli günlerinde kendileri için çalışmalarını isteme yoluna başvurmuşlardır. Demek ki tarım köleliği, içinde serfliğin gelişeceği eğilimleri taşıyordu. İşte bu eğilimlerin gelişmesi ,tarım kölelerinin serfleşmelerinin öyküsüdür.