Özden

İyonya düşünürleri, mitosların (aynı zamanda dinsel tabu saydıkları için) gerçeğe uygun olup olmadıklarını tartışmaya kalkmadılar. Onları bir yana bırakıp olayları, özellikle doğa olaylarını, farklı bir biçimde açıklamaya çalıştılar. Böylece İyonya "Doğa Felsefesi" ile yeni bir düşünüş, yani felsefi düşünüş başlamış oldu. Aynı yüzyılda Güney İtalya'da aristokrat filozofların yönetimi altındaki bir kent olan Kraton'da da mitolojik düşünüş bir yana bırakılıyordu. Aristokratik düşünüş bir "din felsefesi" düzeyinde canlandırılmaya çalışılıyordu. İyonyadaki doğa, Güney İtalya'daki din felsefesinin etkisiyle bir yüzyıl sonra (İ.Ö. 5. yüzyılda) Yunan Yarımadası'nda hem doğa gem din felsefesi boyutları olan, ama daha çok insan felsefesine ağırlık verilen "genel felsefe sistemleri" geliştirilecektir.
Sayfa 133·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Düşünce alanındaki bu devrim, yani felsefi düşünüş, önce Yunan Yarımadası toplumlarında boy göstermiş değildir. İlk önce ekonomik, toplumsal ve siyasal devrimlerini de daha önce başlatılmış olan İyonya (İonia) kent devletlerinde görülmüştür. Deniz ticareti ile varsıllaşan İyonya kentlerinde (İ.Ö. 6. yüzyılda) ortaya çıkan güçlü bir kentli sınıf, siyasal erki ele geçirme yolunda aristokratlarla kavgaya tutuşmuştu. Örneğin, Bertnard Russel'ın Batı Felsefesi Tarihinde belirttiği gibi Miletos da halk, aristokratları yenip yönetime geçmişti. Aristokratların karılarını ve çocuklarını kılıçtan geçirmişti. Bir karşı devrimle yönetimi yeniden ele geçiren aristokratlar, demokratları canlı meşaleler gibi yakarak, kentin alanlarını onlarla aydınlatmışlardı! Olanlar, mitoslara açıkça ters düşen olaylardı. Bunlar, mitoslarla, mitolojik düşünceyle açıklanamayacak gelişmelerdi. İyonyalılarda mitolojik açıklamalara, mitolojik dünya görüşen karşı bir kuşku doğdu.
Sayfa 132·Kitabı okudu
Alıntı
Ticaretin ve mal yapımın gelişmesiyle, kasabalar kentleşip kent devleti toplumu ortaya çıkmıştı. Çıkarken, bu gelişmelerle birlikte bir kentli orta sınıf, yani bir "erken burjuvazi" de belirmişti. Zamanla en geniş ve en güçlü sınıf durumuna gelmişti. Burjuvazinin siyasal rakibinin düşünüşünü, ideolojisi benimseyip sürdürmesi beklenemez. Bu, aristokrasinin yalnızca düşünsel egemenliğine değil siyasal egemenliğine de boyun eğmesi anlamına gelirdi. Burjuvazinin böyle bir niyeti hiç yoktu. Toplumun yönetimine katılmak, hatta yönetimi tekeline geçirmek istiyordu. Böyle bir sınıf, siyasal yeteneklerini yalnızca aristokratlarda doğuşta bulunduğunu kabul edemezdi. Aristokratların tanrı soylu oldukları söylenen mitosların doğruluklarından kuşkulanılmaya başlanacağı açıktı. Hele soylu olmayan kentliler bazı yerlerde siyasal erke ortak olmuş, bazı yerlerde yönetimi ele geçirmişlerse, mitoslar olgulara da uyma görünecektir. Dolayısıyla bu dönemin düşünürleri, dinsel mitosları bir yana bırakarak, evrenin (daha sonra da toplumun) dinsel olmayan (yersel) açıklamalarını yapmaya kalktılar. Böylece mitolojik düşüncenin yerini, bir boyutuyla ilerde soyut bilimsel düşünüşe de varabilecek olan felsefi düşünüş aldı.
Sayfa 132·Kitabı okudu
Alıntı
Sonunda Roma, Makedonya'yı yenip İ.Ö. 146'da Yunanistan'ı Makedonya valisinin yönetim bölgesi içine aldı. İ.Ö. 86'da ise, Romalılar Atina'yı fethederek, Atina kent devletinin siyasal varlığına son verdiler.
Sayfa 131·Kitabı okudu
Alıntı
Çatışmalar bir sonuca varamadan, Makedonya İ.Ö. 339'da Yunanistanı fethedip iç savaşa son verdi. "Hellen Birliği" denen siyasal örgütü kurup, Yunanistan'daki düzen için bir tehlike oluşturan işsiz güçsüzler birliği ordusuna aldı. Onların Perslere karşı düzenlenen "öç akını" yolunda kullanılmasını (harcanmasını!) sağladı.
Sayfa 129·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam