Ayşe’yle zaman geçirdikçe bu başta anlamsız gelen bağın
nasıl kuvvetle düğümlendiğini de görebiliyordum. Ben şu
kısacık zamanda dahi kalbimde hissetmiştim Ayşe’yi. Farklıydı, bunu biliyordum ve güvende olmasını istiyordum.
Sadece genç bir kadını koruma içgüdüsü müydü bu bendeki yoksa başka bir şey mi? Düne kadar başına iş almış bir
akıl hastasını korumaktı, evet, ancak şimdi bilmiyordum.
Bu genç kadının yarattığı dünyada kaybolduğumu hissediyordum.
“Ey Rafiler, size turnanın ışığını getirdim bu gece. Onun
özgürlüğünü size sunmaya, ruhlarımızı teslim alan bu kir
ve pastan onun rızasıyla kurtulmaya ant içtik. Rabb’in hu-
zurunda sizlere tekrar soruyorum. Onca günahı işlediğiniz
için pişman mısınız?”
“Topraktan göğe kadar.”
“Pişman mısınız?” diye tekrar sordu Ayşe.
“ Ak ve kara kadar.”
“Pişman mısın ey Rafi?!” Ayşe öylesine sert bir şekilde
kükremişti ki o kısık sesle konuşan mahcup kadının gözleri
iri iri açılarak kızgın demir misali yakarcasına bağırmasıyla
içim titremişti.
“Gün ve gece kadar.”
“Rafiler bilirler ki Rab onlardan yanadır, Rab bağışlayan-
dır, sonsuz merhamet edendir.”
“Gönülden aldık, göğe geri verdik.” dedi Rafiler.
“Sen!..” dedi Cebrail sesindeki hiddet yükselmiş fakat o
yumuşak tını kaybolmamıştı. Ayşe’nin yüreğinde
yankılanmaya devam ediyordu ses. “Bir adım attığında onlardan
sana on adım gelecek. Sen göğü gösterince başlar yukarı
kalkacak, sen imana sarılınca kalpler Rabb’in sevgisine
kavuşacak.” Sonra ekledi. “Senin kimin kimsen Rab’dir.
O esirgeyendir; saran, sarmalayandır. O’na sığınan ne
muhtaç kalır ne aciz.”
“Kimim ben Cebrail?”
“Sen Rabb’in vekilisin, bunu söylemen kâfidir.”