Toplumcu gerçekçi hikayelerin içi fena halde boşalmıştı.Toplumcu olmak çoktandır gülünçtü. Herkes bireyin dramindan söz ediyordu, gerçi ben ortada dram mram göremiyordum. Birey de saçma bir kelime olmuştu zaten, bankacılık terimine dönüşmüştü, bireysel bankacılık deniyordu, yabancilasiyordum birey'e. Gerçekçi olmak da gülünçtü öte yandan. Gerçek diye bir şey yoktu, kalmamıştı. Gerçekdışına, gerçeküstüne, gerçeğin ötesine verisine inanılıyordu artık. Büyük yalanlarin tutarlı bir biçimde ortaya konmuş icgercegine inanmak tercih ediliyordu.
Bir şeyler oluyordu dünyada, değişiyordu, ben yetişemiyordum.
Açık kapılara hiç dayanasım yoktur benim, kapılar kapanmalidir, dünya güvenilmez bir yerdir çünkü.Kapisini kapalı tutmayan kirli bir suyun içeri sızmasına, kendini çürütmesine, yok etmesine razı demektir; ama belki de doğrusu budur, dünya yorucu bir yerdir çünkü.
Bir anlık cinnet değil diye düzeltti, iplik iplik ördüğümüz konuşmalarımız nihayet bir doku oluşturduğunda: cinnetten çıkıştı, annem cinnetin ta kendisiydi.