8 Mart Dünya Kadınlar Günü veya Dünya Emekçi Kadınlar Günü, kadınların cinsiyet ayrımcılığına karşı başkaldırısının adıdır. 150 yıl önce, eşit işe eşit ücret sloganıyla, kötü çalışma koşullarına karşı ölümü göze alarak mücadele başlatan kadınlar, isimleriyle anılmasalar da, başlattıkları o yolculuğun kahramanı olmaya bugün de devam etmektedir.
Şimdi gelelim bunun günümüzdeki şekline...
Bugün ülkemizde yılda 200'den fazla kadın şiddet sonucu ölüyor. Kayıtlı olan verilere göre kadınların yüzde 39'u şiddet görüyor. Bunların bir kısmı bu acı durum karşısında daha fazla dayanamayıp intihar ediyor. Kayıt dışı verileri düşünmek bile insanı ürperten bir ülkede, kadın denildiği vakit akla gelen genel tanımın; gerektiğinde sahiplenilecek, başkaldırırsa hizaya çekilecek, biraz farklı davranırsa dışlanılacak, çoğu zaman söz sahibi bile olamayacak canlı olarak görülmesi (yemek seçimi ve dekorasyon dışında) değiştirmemiz gereken en büyük tarihsel utancımızdır.
Toplumsal bir varlık olan insanın iki cinsinden biri olan kadın sayısal olarak nüfusun yarısını oluşturduğu dünyada yaşamın paylaşılmasında, üretilmesinde, nimetlerinden yararlanılmasında aynı oranda temsil edilebiliyor mu? Hemen herkesin düşünmeden hayır yanıtını verdiği bu sorunun nedenleri konusunda kadınlar veya erkekler ne kadar düşünüyorlar?
Bu konuda son iki yüz yılda dünyada bir çok görüş ortaya atılmış kadının fiziksel güçsüzlüğünden, doğurganlığından, annelik duygusundan gibi düşüncelerin yanında en objektif ve temel görüş kadının geri kalmışlığı, hayatın üretilmesinde aldıkları rolle ilgili olduğuna dair tez ağırlığı konulmaktadır. Velhasıl demem o ki ; kadınlar günü adı altında aldığınız bir çiçekle ya da bir kutlu olsun cümlesiyle tüm bu gerçekler yokmuş gibi, kadın değeri biliniyormuş gibi yapılan