Shakespeare, insanın düşüşündeki büyük çelişkileri vermek için, düşüşü daha keskin bir şekilde ifade etmek için, onu önemli bir kişi yapıyor önce: bir kral, bir prens, bir kumandan. Onun düşüşü daha acıklı oluyor. İnsanın hayatında, bence, kendini öyle yüksek ve parlak gördüğü anlar vardır ki (ya da bazı insanlar için, önemli kişiler olmasalar da vardır) düştüğü anda, böyle zamanların hayaliyle, bir prensin düşüşü kadar acıklı gelebilir ona bu 'felaket'.
Bradley diyor ki: Orta Çağ insanı, trajediyi, Talih'in kendisine gönderdiği önüne geçilmez bir 'yıkım' olarak görüyordu; Shakespeare, trajediyi bunun ötesine götürdü, bu unsura ek olarak, trajedinin aynı zamanda insanların (Shakespeare'de bunlar büyük insanlar, krallar vs.) hareketleri sonucu meydana geldiğini ifade etti. Hikmet'in trajedisinde, bence önemli unsur, bütün 'yıkım'ların, onun davranışlarından doğması 've fakat' onun, bütün bu felaketleri 'Talih'in Kudreti'ne bağlamasıdır.
Hikmet'in ölümü bu gecekondu semtinde, çok gürültülü ve trajik bir sahne sonunda olacak. Ölüm, bir piyesle karışık ve oyun ile gerçeğin karıştığı bir atmosferde verilecek. "Gerçek yaşantı bitecek, oyun devam edecek."
Bir yerde okumuştum; tiyatroda bütün olayların sahne dışında geçtiğini, sahnede olanların sadece oyuncular tarafından nakledildiğini söylüyordu. Yani, hep bir şeyler oluyor bir yerlerde ve biz sadece duyuyoruz.