özgür koç

özgür koç
@ozgurkocc
“Melankoli, şehvetli bir hüzündür yüceltilmiş hali ise sanat icra etmektir.”
Etiketler...
Eğitilmedim.
Tekirdağ
Artvin
112 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Postmodern Bir(ş)ey ?
Puan vermedi
Postmodern durum, üst anlatıların saygınlığının kaybolmasıyla İNSAN fikrinin (kendine özgü ilgileriyle politik bilinci uyum içinde olmayanların dışlanmasını ve yok edilmesini içeren, kapsayıcı “biz” in ya da tarihin öznesinin) otoritesinin de sönüp gideceği iddiasında bulunmuştu… Peki üst anlatıların -klasik kitle ideolojilerinin- kahramanını oluşturan bu kolektif “biz” yerini yeni/radikal/özgün (!) birey(selliğ)e bırakabildi mi ?
Postmodernist KültürSteven Connor · Yapı Kredi Yayınları · 20014 okunma
Reklam
Gerçekliğin Emri Düşüncenin İtaatsizliği (!)
Puan vermedi
Schmitt’e göre Shakespeare’in uçurumundan doğan Hamlet, tarihsel gerçekliğin her türden estetik düşünüme ve özneye baskın geldiği şiddetli bir parçalanmaya tanıklıkla doğmuştur. Yine de tarihsel gerçekliğin her çerçevelenişi, düşselliğin kudretini bir mühür gibi üzerinde taşır. Schmitt bu kaçınılmazlığın içinde “dying voice” terimiyle yol almayı denemiştir. Düşünür, “Placebo İlahisi mi okuyayım şimdi” seslenişiyle boşluksuz bir gövdenin yaşayanlar diyarında gasp edemediği sürerliliği ölüler cemaatinde keşfetmeye çalışmıştır.
Düşünce
Hamlet ya da HekubaCarl Schmitt · Vakıfbank Kültür Yayınları · 202032 okunma
İran: Ruhsuz Dünyanın Ruhu
Puan vermedi·376 syf.·
2024 2. kitabı
Hepimizin bildiği gibi bir fikrin veya düşünceler bütününün etkili olması için gerçeklikten besleniyor olması gerekli değildir. İnanca dönüşmesi yeterlidir. Foucault, inancın ideolojik bir aygıt olarak kitleleri örgütleme konusundaki gücünü İran Devrimi’ne bizzat tanıklık ederek deneyimlemiştir. Gözlemlerinden hareketle İslam Devrimi’ni “siyasal maneviyat”ın somutlaşması olarak yorumlayan Foucault, İran’da yaşanan gelişmeleri, toplumun özgül ağırlığının gücünü ortaya koyması bakımından tarihin paha biçilemez bir anı olarak görmüştür. Bu durum Foucault’u laik solcuların şiddetli eleştirilerine maruz bırakmıştır. Hümeyni’nin önderliğinde temelleri atılan İslam Cumhuriyeti, Aydınlanma’nın kazanımlarını için korkulu bir rüya olsa da Foucault için adeta bir laboratuvardır. Foucault’a göre Şah yönetiminin tasfiye etmekte olan bu toplumsal hareket, Batı’nın alışık olduğu devrim öncesi yaşanan çelişkilerden beslenmemektedir. “İran’da yaşanan durumda, devrimci diye nitelendirdiğimiz görüngülerin özgün ve açık belirtileri olan iki dinamiği (sınıf çelişkisi ve önder parti) göremeyiz. Toplumun iç çelişkilerini konumlandıramadığımız bir öncü güç ayırt edemediğimiz bir devrimci hareket bizim için nedir ki ?” Foucault her ne kadar analizlerini İslamcı hareketin sadece kitleler üzerindeki metafizik etkisine veya şiddetine yoğunlaşarak sürdürse de İran’daki olayların emsalsizliğini ve derinliğini vurgulamaya devam eder. Ve bunu bir kez daha Marxizm’i yanlış yorumladıklarını iddia ettiği sözde solculara saldırarak pekiştirir. Foucault’a göre Marx’ın din hakkında meşhur “din halkın afyonudur” ifadesi kendisinden önceki “din ruhsuz dünyanın ruhudur” cümlesi ihmal edilerek kullanılmaktadır. Marx’ın bu tespiti 1978 yılında İran’da ters yüz edilmekteydi. Foucault bunu şu şekilde izah
Siyaset&Toplum
Foucault ve İran DevrimiKevin B. Anderson · Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi · 201512 okunma
Reelpolitik Talih ve Erdem Kavramlarından Ne Anlar ?
Puan vermedi·358 syf.·
2022 17. kitabı
Tannenbaum ve Schultz’un belirttiği üzere, Machiavelli’nin çalışmalarında talih ve erdem kavramları, tedirgin bir diyalektik içinde, talihin şartları belirlediği, erdemin de onları gerçekleştirdiği özgür irade ile fırsat arasındaki bir gerilim içinde bir arada bulunurlar. Machiavelli’nin dikkat çektiği gibi: “İnsanların kendi tasarılarına karşı çıkmasını istemediği zaman talihin insanların zihinlerini nasıl kör ettiği” aşikardır. Machiavelli’ye göre özgür irade üzerindeki sınır, talihin gereklilik alanını belirler. Söz konusu olan bu sınır-alan ikilemi diğer bir deyişle yetki mücadelesi, Machiavelli’nin iktidar hakkını bahşettiği elitler ile kaba halk yığını olarak tanımladığı kitleler arasındaki farkın tekrar siyaset sahnesinde belirmesine neden olur. Machiavelli’ye göre kitleler tamamen talihin boyunduruğu altındayken, bencillikleri dürtüsellikten ziyade akla dayanan elitler ise bilinçli olarak bir amaca yönelmeye muktedir oldukları için talihe yön verecek iradeye sahiptirler. Tannenbaum ve Schultz’a göre Machiavelli, antik dönemin idealist liyakatinden ve Ortaçağ’ın ahlaki kaygılarından azade bir düşünürdür. Bu özelliği Machiavelli’nin modern devlet teorisyenlerinin öncüleri arasında yer almasını sağlamıştır. Kendisinden önceki çeşitli devlet ütopyalarında belirleyicilik üstlenen din, ahlaki yargılar, toplumsal ve kültürel normlar, iyi ve kötü mefhumları gibi konular, Machiavelli için amaca hizmet ettikleri ölçüde istifade edilebilecek olan ideolojik aygıtlardır.
Siyaset Felsefesi
Siyasi Düşünce TarihiDonald G. Tannenbaum · Adres Yayınları · 2017115 okunma
Puan vermedi·516 syf.·
2022 4. kitabı
Kitap, önsöz kısmında “Savaş ve Barış”tan alıntılanan bir bölümle ve sonrasında giriş bölümünde Foucault’tan yapılan oldukça meşhur ve hayati olan şu alıntıyla sizi etklieyecek bir eser olduğunu daha en başından belli ediyor: “Söylem, egemenlik sistemlerinin veya çatışmalarının söze dökülmesi değildir; tam olarak insanın elde etmeyi hedeflediği iktidar, uğruna savaştığı ve savaşırken kullandığı şeydir.” Görüldüğü üzere dile getirme pratiği daha doğrusu konuşma, hiçbir zaman masum değildir. söylem de foucault’un belirttiği gibi, sadece söze dökülen bir çatışma değil, ele geçirilecek bir boyut bir savaş alanıdır.
Siyaset Felsefesi
Avrupa: Bir Geçiş SüreciLuuk van Middelaar · İş Bankası Kültür Yayınları · 20147 okunma
Reklam