• Öğrenmeye başladığı şey aslında özgürlüğün yüküydü. Özgürlük ağır bir yüktür, ruhun yüklenmesi gereken büyük ve garip bir sorumluluk. Kolay de­ ğildir. Verilen bir armağan değil, yapılan bir seçimdir; bu seçim de zor bir se­ çim olabilir. Yol, yukarıya, ışığa doğru çıkar; ama yüklü yolcu oraya hiçbir za­ man varamayabilir.
  • 217 syf.
    ·Puan vermedi
    Thomas More- Ütopia
    Thomas More adından da anlaşılacağı üzere ideal devlet düzeninin anlattığı bu kitabını 1516 yılında yazmış. Kitap 105 sayfa ancak devamında daha önce Adam yayınları tarafından yayımlanan “Edebiyatta ütopya kavramı ve Thomas More” isimli kitap yer almakta. Kitabı kavramak için çok etkili bir yol olduğunu düşünüyorum bu yüzden Ütopia’nın devamına eklenmiş olması beni sevindirdi. Ütopia Thomas More’a göre ideal devlet düzeninin oluşturulduğu halkın mutluluk ve refah içinde yaşadığı savaşların olmadığı açlık ve kıtlığa karşı bile iki yıl kadar yetebilecek depoları olan, bilime ve sanata önem verip parayı değersiz gören insanlarla dolu bir ada. Peki bu devlet düzeni nasıl sağlanıyor ?
    * Özel mülkiyet yok.
    * İnsanlar evlerinde yemek pişirmiyorlar, ortak yemekhaneler var ve yemekler çok güzel.
    * Tek tip giyiniliyor ve süs şatafat önemli görülmüyor.
    * Eşler anlaşamadığında boşanabiliyor.
    * İnsanların inançları asla sorgulanmıyor ve özgürlük tanınıyor.
    * Çalışma saatleri çok az ve sürekli değil belli bir süre sonra işlerde değişikli yapılıyor.
    * Hümanizm söz konusu insan her şeyden değerli görülüyor.
    * Eğitim ücretsiz ve eşit bir şekilde verilir.
    Kitabın övülecek yönleriyle beraber sorgulanacak yönleri olduğunuda düşünüyorum. Bu şekilde kusursuz işleyen bir düzende kölelik sistemi olması doğru gelmiyor. Kölelik sisteme ayak uydurmayan, ağır suçlar işlemiş ütopialılar olabileceği gibi savaş sırasında elinde silah ile yakalanıp esir düşen insanlarda olabiliyor. Ve sürekli çalışmaları gerekiyor. En ağır ve kötü işler köleler tarafından yapılıyor. Aynı zamanda tek tip giyilmesi, insanların genel olarak standardize edildiğini düşündürüyor bana. Kesinlikle okunması gereken, okuması oldukça kolay ve akıcı bir kitaptı. Şimdi sıra Platon’un Devlet’te sanırım. Keyifli okumalar diliyorum.
  • Suriye abd emperyalizminin işgali altındadır

    "Savaştan kaçmış bir topluluğa karşı…” ömründe hayatında emperyalizm nedir, emperyalizme karşı mücadele nedir, yurtseverlik nedir, anavatan savunması nedir, gibi daha pek çok soruyu sormayanların savaştan kaçmak mı anavatan savunmasına ortak olmak mı ikilemini anlaması mümkün değildir.

    Hele hele yıllarca emperyalist abd uzantılı, yerli burjuva medyasında gerine gerine cukkayı doldurup, oradan ayrılınca da birdenbire sözde sol damarından kan fışkırıp sonrada emperyalist almanya’ya ait bir medyada programlar yapmak, kime hizmet ettiğini anlatmaya yeterlidir.

    Suriye abd emperyalizminin işgali altındadır.

    Bu cümleyi doğru, düzgün bellemeden, kendi kendine lafazanlık yapanlar her nereden olursa olsun, emperyalist işbirlikçidir.

    "Suriyeliler defolsun" şeklinde bir slogan asla kabul edilemez.

    Bu sadece Suriyeliler için değil dünyanın hiçbir yerindeki göçmen, mülteci, sığınmacı, misafir, vs. için böyle bir slogan asla geliştirilemez ki bu her nerede olursa olsun milliyetçi, şoven, faşist bir slogandır ve kabul edilemez.


    Ömründe hayatında sokaklara çıkıp, parkta, bahçede, trende, otobüste vs. ne oluyor ne bitiyor bakmayanların, değerlendirmeleri, adeta her şeyi bilir edası sahte, yalan, asparagas, uydurma hallerini maalesef gizleyemiyor.

    *
    Bir aile düşünelim, ülkesi emperyalizm tarafından işgal edilmiş ve bu işgal karşısında ülkesini terk etmiş olsun. Sonra almanya’ya kadar uzanan bir yeni yaşama başlasınlar. Ailenin 18 yaş üstü üç kız bir erkek çocuğu olsun. Gayet güzel, yakışıklı, bakımlı, elleri yüzleri düzgün, artist denecek kadar olsun çocuklar. Şimdiden içinden “hah başlıyor senaryo” diyenler olabilir, artık ister senaryo niyetine okuyun isterseniz, gerçek fark etmez. Aile almanya geleli üç yıl olmuş. Tabi başlangıçta olup bitenlere pek takılmadan son durumu anlatacağım. Üç yıl içinde devletin deniz kenarında evet, yanlış duymadınız deniz kenarında verdiği evde otururlar. Bu arada çocuklardan üçü üniversite mezunudur, diğeri lise mezunudur. Baba ve çocuklar üç yıldır her biri farklı olmak üzere çeşitli işlerde çalışmaktadır. Gel zaman git zaman günlerden bir gün karı koca ayrılma kararı alır. Sonrasında anne en küçük kızını alır başka bir şehir de yine devletin verdiği bir eve taşınır, baba erkek çocuğuyla birlikte aynı evde kalmaya devam eder, iki kız kardeş de ayrı eve çıkar ki onlara da devlet bu evi ayarlar. Bu arada devletin verdiği ev ve maddi yardımın yanında, en küçük çocuk hariç herkes çalışmakta ve tıkır tıkır maaşlarını almaktadırlar. Hayat nasıl geçiyor diye sorarsanız. İki kız kardeş mesaileri bitince gece geç saatlere kadar “şişe bar” denilen nargile keyfi yapılan mekanlara giderler, baba yeni eş adayı olan Irak’lı bir başka göçmenle birliktedir, oğul da babadan geri kalmaz o da Afgan sevgilisiyle birliktedir. Bu arada baba ve oğul esrar bağımlısı olmuşlardır. Gerçi kızlar kardeşlerde alkol ve nargile bağımlısı olmuş her akşam ya bir alman ya da başka bir Avrupalı veya Afrikalı ile beraberlerdir, kimi zaman birkaç ay süren ilişkileri olsa da pek sıkılgandırlar habire sevgili değiştirirler. Bu arada kız kardeşlerden birinin Suriyeli bir sevgilisi vardır ve bir ayrılır bir barışırlar ama bir türlü evlenmeye yanaşmazlar. Bir süre sonra kızlardan biri annesinin bulunduğu şehre gitmek ister, çünkü çalıştığı yerin yan tarafındaki restorantın ortağı Iraklı bir kadın tarafından Avrupalılara pazarlanmaktan sıkılır. Bir süre sonra annesiyle de bir arada yaşayamaz çünkü en küçük kardeşi hastadır ve annesi onunla ilgilenmek yerine neredeyse her gün eve bir yabancıyla gelmektedir. Sonra karar verir ve ayrı bir eve çıkar. Tabi o evi de devlet verir. Etti mi toplam dört ev. Düşünebiliyor musunuz, Suriye’de derme çatma bir evleri varken Avrupa’nın ortasında devlet desteğiyle dört ev sahibi olmuşlardır. Hepsinin işi gücü, devlet yardımı vardır. Ancak aile fertleri aile olmaktan uzaklaşmış kim kimle beraberdir, ne yaşıyordur, duygusuz, düşüncesiz, sadece gecelik ilişkiler, uyuşturucu, alkol, nargile vs. bağlılığı derken uzatmayalım. Baba Iraklı kadın arkadaşının üstüne İranlı bir kadınla daha birlikte olur ve bunun üstüne Iraklı kadın kıskançlık krizine girer, adamı ve kadını adeta bir kasap gibi doğrar. Bu arada erkek çocuğun Afganlı eşi hamiledir. Bir yandan da alman bir gay arkadaş edinir ve eve artık ara sıra gidip gelir, Afganlı eş çocuğunu doğurur doğurmasına ama uyuşturucu kullanımından dolayı çocuk özürlü doğar. Bu arada eşi artık gay barlardan hiç çıkmaz ve esrarın dozu daha da artırdığı bir gün bir gay arkadaşıyla nazilerin saldırısına uğrar ve onlarca yerinden bıçaklanıp ölür. Babasının ve erkek kardeşinin ölümünü duyan kız kardeşlerden biri duymayacak kadar uzaklarda İtalyan sevgilisiyle Akdeniz de bir yatta güneşlenmektedir. Ancak İtalyan da mafya olduğundan, hasımları tarafından yatı havaya uçurulur. Diğer şehirdeki anne Yunanlı sevgilisiyle aşırı hız yaparken nehre uçup boğulurlar. Annenin yanındaki kız kardeşle sonradan gelen kız kardeş de yüksek doz da uyuşturucu alıp birbirlerinin bileklerini kesip hayatlarına son verirler.

    Evet, kısa keselim, sonuçta dizi yazmıyoruz. Emperyalizm ne senaryolar yazdırıyor değil mi? Şimdi bu anlattıklarımız eminiz ki hiçbirinizi inanacağı türden bir anlatı olmamıştır. Aklı başında kimse bu türden deli saçması anlatılara inanmaz çünkü!

    Emperyalizmin ülkelerini işgal ettikleri insanlar ülkelerini savunmayıp sağa sola savrulunca tabi ki böyle senaryolar olmuyor!

    Aile dağılmıyor, anne ve baba işine gücüne bakıyor, çocuklarıyla bir arada mutlu bir hayat sürüyorlar. Çocuklar eğitimlerine devam ediyor, herkes kendi alanlarında masterlarını, doktorlarını yaparken bir yandan da oldukça prestijli işlerde çalışıyorlar. Aile toplumda adeta örnek aile olarak herkesin imrendiği bir bir resim çizmeye devam ediyor. Bu olaylar sadece Suriyelilerin mi yaşadığı olaylar sanıyorsunuz, elbette hayır ama son yıllarda bu olayları en çok onlar yaşıyor veya en çok onlara dair haberler yayınlanıyor ondandır ki bir Suriyeli algısı oluşmuştur.

    Emperyalizmin barış, demokrasi, eşitlik, özgürlük, adalet getirmesinin sonuçları bunlardan öteye gitmez, gidemez de kimse boşuna birilerinin haklarını savunurken bir daha düşünsün ve emperyalist işgallere engel olmak mı daha değerlidir, yoksa yukarıdaki senaryo mu daha değerlidir.
    *
    Burjuva medya ve basınında vaaz veren dünün milli burjuva programcısı, gazetecisi, bugün alman burjuva medya basınının hizmetçisi olanlara kulak verelim.

    Suriyelilere her nerede verilirse verilsin hiçbir devlet veya yönetim kendi cebinden değil yine emekçilerin vergilerinden maaşlar, yardımlar veriyor.

    Bu anlamda emekçilerin emeği ikinci kez sömürülmüş oluyor.

    Anlayana tabi, gerçi birinci sömürüyü anlamayanlar, ikinci sömürüyü anlayamaz.

    Emperyalist ülkeler savaş, iç savaş, darbe, kaos, açlık, sefalet, kriz, vs. yarattığı ülkelerden göçmen, mülteci, sığınmacı adı altında esasında kapitalist sistemin çarklarının daha ucuza dönmesi için hizmetçi veya köle toplar ve onlara kendi ülkelerinde çok çok ileri olan, ama emperyalist ülkenin yerli halkının yaşam koşullarının çok gerisinde bir hayat verir.

    Elbette kendi ülkelerini terk edenler için bu hayat daha da konforlu gelse de hizmetçi ve köle olmalarını asla ortadan kaldırmaz.

    Tabi ki bu şekilde ülkesini terk edip emperyalist ülkelere yerleşenler çoğunlukla geri dönmezler, çünkü devlet yardımları ve yaşam koşullarının cezbedici özellikleri hizmetçi ve köle olarak hayatlarını devam etmekle yetinmezler, kuşak kuşak yeni hizmetçiler, köleler üreterek iyice kök salarlar.

    Emperyalizmin sırf kapitalizmin çarklarını daha da ucuza çevirebilmek için dönem dönem bu tür göç trafiklerine sebep olur ki bunu aslında bilinçli yaparlar.

    Sadece almanya’da çok büyük bir ara eleman açığı vardı ve bunu öyle kolay kolay çözemezdi ki bu ekonomisi için çok ciddi sorunlar yaratacakken, Suriyeliler imdadına yetişti ve 250 bin ara eleman Suriye’deki emperyalist işgal sonucu alman personeli olarak neredeyse durma noktasına gelecek olan kapitalizme büyük bir kan transferi olmuştur.

    Bu tür örnekler çoğaltılabilir.

    "Gidin savaşın" diyemezsiniz, elbette diyemezsiniz, çünkü “bayramlaşıp geri gelin” diyebilirsiniz veya “şişe barlarda nargile içmeye devam edin” dersiniz ama nedense “emperyalist işgale karşı gelin birlikte omuz omuza savaşalım” diyemezsiniz.

    Suriye’den emperyalist işgal sonrası çeşitli ülkelere dağılanlara nedense gittikleri ülkelerdeki yönetimler “ülkeniz emperyalist işgal altında” demediği gibi, gelenleri de ucuz emek olarak kapitalizmin çarklarının dönmesi ve daha da yüksek kar elde edebilmek için hizmetçi olarak çalıştırmayı çok iyi bilirler.

    Elbette Suriyelilerin gittiği ülkelerdeki sözde sol, sosyal demokrat, sosyalist partiler de yeterince onlarla emperyalizme karşı mücadele de ittifak olmamaktadır ve sadece adeta sırf dostlar çarşıda pazarda görsün diye onların ve ülkelerinin işgal sonrası yaşanan rezilliklerine ses çıkarmazlar.

    Burjuva aydını, gazetecisi, tv programcısı yıllarca beslendikleri çanağa hizmette kusur etmezler ve habire Suriyelilerle ilgili en ufak eleştiri yapanları ırkçılıkla suçlayarak gerçeklerin üstünü kapatacaklarını düşünürler ama tarih her şeye şahitlik ediyor onu unutuyorlar.

    Aman Avrupa’ya gelmesin, aman Suriye’ye geri dönmesinler, “Türkiye de kalsınlar da her kim kalmasınlar geçip gitsin” diyorsa biz onları sabah akşam ırkçı ilan etmeye tetikte bekliyoruz, diyerek özellikle alman ve Avrupalı efendilerine biat ve itaat etmekteler.

    Dünyanın hiçbir yerinde insanlar oradan oraya göçmesin, sığınmacı olmasın, savaşlar olmasın, herkes barış içinde kardeşçe yaşasın, … devam eden pek çok güzel sözleri dillendirmek güzel, gerçekte buna inanmakta güzel ancak bunun kapitalizmin devrimle yerle bir edilip yerine sosyalizm inşa edilmedikçe olamayacağını neden kabul etmiyorsunuz.

    HASAN HÜSEYİN BEYDİL
    28.07.2019
  • 158 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Hayatın koşturmacası, yaşadığınız bazı olaylar sonunda yıkılan umutlarınız, beklentilerinizin istediğiniz gibi sonuçlanmaması gibi bir sürü olumsuzluk sayabilirim buraya. Ancak hayat, olumsuz düşünceler için kısa değil mi?

    Hayatın akışı değişiyor. Bazen istenilmeyen bir yere sürükleniyoruz bazen istediğimiz yerdeyiz. Hiç düşündünüz mü hayata nasıl baktığınızı ? Hayatın size getirdiklerine bir şans verdiniz mi?

    Bu el kitabı, hayatınızı nasıl mutlu bir şekilde oluşturacağınızı yirmi maddede anlatıyor. Anlatırken size hayatınızda neler yaptığınızı sorgulatıyor. Bir gününüz nasıl geçiyor? Bir gününüzün etkin ve istediğiniz şekilde olması için yapmanız gerekenleri anlatıyor. Aslında hayatı güzelleştirmenin özünün bizim elimizde olduğunu ve isteklerimizin, hedeflerimizin, yapacaklarımızın, sorumluluklarımızın açık olmasını yani açıklık ilkesine uygun olması gerektiğini dile getiriyor.

    "Açıklık çok basit bir kelimedir ve hayattaki motivasyon ve ilhamın çok önemli bir parçasıdır. Kim olduğunuzu, nereye gittiğinizi ve oraya nasıl gitmek istediğinizi bilmek, yükünüzü hafifletir ve yolunuza ışık tutar. hayattaki açıklık, yolcu koltuğundan sürücü koltuğuna geçmenizi, kontrolü ele almanızı ve önünüzdeki fırsatlarla dolu yoldan heyecan duymanızı sağlar."

    Peki siz hayatınızı yönlendirmeye hazır mısınız? Sürücü koltuğuna oturup hayatınızı şekillendirmek ister misiniz?

    Hayatınızı şekillendirmek sizin elinizde. Bunu kolay bir şekilde yapmak istiyorum, nasıl yapılacağından emin olamıyorum diye düşünüyorsanız anlaşılır bir dille yazılmış bu kitaba bir şans verebilirsiniz.

    "Hayattaki inanılmaz özgürlük hissini ortaya çıkarmanın bilincinde olun.
    Ne yaptığınızı bilincinde olun.
    Nasıl yaptığınızın bilincinde olun.
    Neden yaptığınızın bilincinde olun."

    Bu hayat sizin ve bu hayatı en iyi şekilde yaşamak size bağlı.
  • Öğrenmeye başladığı şey aslında özgürlüğün yüküydü. Özgürlük ağır bir yüktür, ruhun yüklenmesi gereken büyük ve garip bir sorumluluk. Kolay değildir. Verilen bir armağan değil, yapılan bir seçimdir, bu seçim de zor bir seçim olabilir. Yol, yukarıya, ışığa doğru çıkar, ama yüklü yolcu oraya hiçbir zaman varamayabilir.
    Ursula K. Le Guin
    Sayfa 148 - Metis Yayınları
  • Hayatı zevkli kılan şeyler,kolay bulunmayan şeylerdi ama aslında hiç de pahalı değildiler.
    Epikuros’a göre mutlu olmak için edinilmesi gerekenler ve gerekmeyenler;

    ~DOĞAL VE GEREKLİ ~DOĞAL AMA GEREKSİZ

    ️Dostluk . ️Büyük bir ev

    ️Özgürlük ️Lüks banyolar

    ️Düşünmek ️Yemek davetleri

    ️Yemek ️Hizmetçiler

    ️Barınacak yer ️Balık et

    ️Giysiler

    ~DOĞAL AMA GEREKLİ DEĞİL

    ️Ün
    ️Güç