Açlığı, susuzluğu üşümeyi biliyoruz; acıyı, hastalığı ve yası biliyoruz; nefreti, isyanı ve aldatmayı biliyoruz; pişmanlığı hem suçluya hem suçsuza ayrım gözetmeden eziyet eden vicdanı biliyoruz; beden ve ruhun yorgunluğunu, tazelenme getirmeyen uykuyu, dinlenme olmayan dinlenmeyi, cenneti yeniden canlandıran ama uyandığımız an tekrar bize yasaklayan rüyaları biliyoruz; sefaleti, işkenceyi kalp kırıklığını biliyoruz; aşağılanmayı ve hakarete uğramayı biliyoruz; terbiyesizliği, arsızlığı, manevi kirlenmeyi biliyoruz; Tanrı'nın kendi suretinde çıplak yaratıp güneşe çıkardığı bedenlerimizin nasıl ayıp sayıldığını biliyoruz; korkuyu biliyoruz; kibri, aptallığı, kıskançlığı, iki yüzlülüğü biliyoruz; hürmetsizliği, küfrü biliyoruz; doğru ile yanlış arasındaki farkı, birinden nasıl sakınıp diğerini nasıl yapacağımızı biliyoruz; ahlak duygusunun tüm o bereketli ürünlerini biliyoruz, artık hepsi bizim elimizde. İmkan bulsak cennetin ak saflığı uğruna satardık hepsini, becerebilseydik hayvanları da alçaltırdık bunlarla.
İlk başta ne için yaratıldığıma akıl sır erdirememiştim, ama artık anlıyorum: bu muhteşem dünyanın gizlerini, araştırmak bir şeyler keşfettikçe sevinç duymak ve tüm bunların yarattığı için yaradana şükretmek.
... ben de gidip hayvanlarla arkadaşlık kurdum. Çok cana yakınlar seve sevecenlik mizaçlarında var, çok nazikler, hiç huysuzluk etmiyorlar, insanı istenmediğini hissettirmiyorlar gülümsüyor ve kuyrukları varsa kuyruklarını sallıyorlar; ayrıca oynamaya, gezmeye ne önenrirsen onu yapmaya daima dünden hazırlar. Hepsinin gayet centilmen olduğunu düşünüyorum.