Kitabe

Kitabe
@ozle_m_ce
Puan vermedi·200 syf.··
2024 24. kitabı
Yalın Alpay’ın “Öteki ve Ben” kitabını okuduğumda, kendi kimliğimle ve çevremdeki insanlarla olan ilişkilerim üzerine daha derin bir düşünme sürecine girdim. Kitap, bireyin kendini tanıma ve “öteki” ile olan ilişkisi üzerine inşa edilmiş felsefi bir yolculuk sunuyor. Bu, bana hep kaçındığım soruları yeniden hatırlattı: Ben kimim? Öteki kim? Ben ve öteki arasındaki sınırlar nasıl çiziliyor? Alpay, modern insanın sürekli olarak kendini ötekilerle tanımladığını ve bu süreçte benliğini inşa ettiğini savunuyor. Okurken, bu düşünceyle kendi hayatıma baktım. Gerçekten de, insanın kim olduğu sorusu, başkalarının onu nasıl gördüğünden bağımsız düşünülemiyor. Alpay’ın bu noktada sunduğu bakış açısı, kendimi sorgulamama neden oldu. Örneğin, başkalarının beni nasıl tanımladığı ile benim kendimi nasıl gördüğüm arasındaki fark, düşündüğümden çok daha büyük olabilir miydi? Kitapta beni en çok etkileyen şey, “öteki” kavramının ne kadar çok boyutlu olmasıydı. Alpay sadece bireysel anlamda “öteki”yi ele almakla kalmıyor, toplumsal ve kültürel ötekileştirmeye de değiniyor. Kitabın bu bölümleri, beni kendi hayatımda ve çevremde gördüğüm toplumsal ayrımları yeniden değerlendirmeye itti. Kendimizi bir gruba ait hissettiğimizde, diğer grupları bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde ötekileştirdiğimizi fark ettim. Bu, aslında hepimizin içinde yer aldığı bir döngü; “ben”i inşa ederken “öteki”yi yaratıyoruz. Yalın Alpay’ın dili sade ama derinlikli. Felsefi kavramları herkesin anlayabileceği bir şekilde sunuyor, ama bu basitlik yüzeysel bir anlatıma dönüşmüyor. Aksine, sayfalar ilerledikçe kendimi kitaba daha fazla kaptırdım ve her bölümde yeni bir düşünce katmanını keşfetmiş gibi hissettim. Okuduğum her cümlede, aslında kendi içsel yolculuğumun bir yansımasını buldum. Kendi kimliğimin
1000Kitap
Öteki ve BenYalın Alpay · Kara Karga Yayınları · 202487 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·148 syf.··
2021 83. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 02 Ağustos 2021 23:30
"Talih çok değişik biçimlerde çıkar insanın karşısına, kim tanıyabilir onu?" "Her şeyi ihtiyardı balıkçının-yenilgi nedir bilmeyen, neşeli, deniz rengi gözlerinden başka. " Santiago; yalnız ve yoksul yaşlı bir adamdı. Yaşlı ama güçlüydü gerçi. Hayatın, yeni bir günün ona getireceklerine dair hep iyi umutları vardı.  Sabırlıydı. Kolay kolay umudunu yitirenlerden değildi o. Yıllardır bu benim işim dediği bir işi de vardı. Balıkçıydı. Bu iş için doğduğunu söylüyordu. Okyanusa açıldığı günlerden birinde ise durmadan kürek çekti yaşlı adam. Eli boş döndüğü günlerin ardından bunu yapması gerektiğini ve pes etmeden durgun geçen günlerin üzerine bir perde çekmesi gerektiğini biliyordu.. Ve sonunda sabırla beklerken oltasına bir balık takıldı. Balığın ne olduğunu bile görememişti yaşlı adam ama büyük olduğunu tahmin ediyordu. Dakikalar ve saatler geçti. Balık inatçı bir şekilde onun teknesini ilerletiyordu. Kara ise görünmez olmuştu artık.. Bazen tuttuğu balığa hayran bazen de ona sinirli bir şekilde denizde yol aldı Santiago. Hem yalnızdı hem de değildi. Denizde tek olsa da yalnız hissetmiyordu kendini. Yoldaşları olan canlılar vardı. Ayrıca düşünceleri de hep onunla birlikteydi.. İnatçı bir balık ve inatçı yaşlı bir adam.. Kolay olmayan bu mücadelenin sonucunda talih kimin yanında olacak? Uçsuz bucaksız denizde, yaşlı bir adamın oradan oraya savrulan düşünceleri eşliğinde bir yolculuk.. Yaşlı Adam ve Deniz; umut etmek, sabretmek ve kararlılık hakkında güzel bir hikaye sunuyor okuyuculara. Her günün umut dolu yeni bir yolculuk olduğunu gösteriyor. Pes etmemenin ve çabalamanın önemini vurguluyor. Ayrıca her yolculuğun bir sonu olduğunu ancak her zaman istediğimiz gibi sonuçlanamayacağına da işaret ediyor. Ama zaten önemli olan ulaşılan son olmuyor her zaman. Bazen en
Yaşlı Adam ve DenizErnest Hemingway · Bilgi Yayınları · 202541,1bin okunma
7/10
·136 syf.··
2024 74. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 19 Kasım 2024 21:44
Mustafa Kemal Atatürk’ün özel olarak tavsiye ettiği ve eğitim sistemimize dahil edilmesini önerdiği bir eser olan "Beyaz Zambaklar Ülkesinde", yalnızca bir kitap değil, aynı zamanda bir uyanış çağrısıdır. Geç de olsa bu değerli eseri keşfetmek ve okumak güzeldi. Kitap, Finlandiya'nın bataklıklar ve taşlıklarla dolu bir ülkeden nasıl "beyaz zambaklar ülkesi"ne dönüştüğünü anlatıyor. 1920’lerde yazılan bu eser, bugün bile güncelliğini koruyor. Finlandiya’nın üst üste yıllarca dünyanın en mutlu ülkesi seçilmesi, bu kitabın anlattığı kalkınma sürecinin ne denli başarılı olduğunun bir kanıtı. Sağlık, güven ve eğitimdeki yüksek standartları, dünya çapında örnek gösterilen eğitim sistemi, herkes için ücretsiz ve eşit fırsatlar sunması hayranlık uyandırıcı. Ayrıca, doğasını korumayı başarmış, teknoloji ile sanayi alanlarındaki liderliği, bu küçük ülkenin nasıl büyük bir başarı hikayesi yazdığını gösteriyor. Ancak bu kitabın gücü sadece Finlandiya’nın hikayesinden ibaret değil. Asıl etki, okuyucuyu düşünmeye ve harekete geçmeye teşvik eden mesajlarında yatıyor. Petrov, bireylerin ve küçük grupların inanç, azim ve doğru yönlendirme ile nasıl büyük değişimler yaratabileceğini anlatıyor. Eğitimin, liderliğin ve sorumluluk bilincinin yalnızca tarihsel bir başarı hikayesi değil; bugün her toplumun ihtiyaç duyduğu temel değerler olduğunu vurguluyor. Bu eser, geçmişte olduğu kadar bugün de bize ilham verebilir. Okurken, bu değerleri sadece Finlandiya’nın değil, kendi topraklarımızın da başarısı için bir yol haritası olarak görmek gerekiyor. Kendi bireysel hayatlarımızdan başlayarak, çevremizdeki insanlara ve toplumumuza olumlu bir değişim getirmek, bu kitabın asıl mesajını yaşatmak olacaktır. Sonuç olarak, "Beyaz Zambaklar Ülkesinde", herkesin kitaplığında olması gereken ve her
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025124,9bin okunma
Sadırdan kaleme, kalemden kağıda dökülen kalbi yazılar...
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2023 18. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 05 Ağustos 2023 21:06
Beklemekle, durmak aynı şey midir? İnsan sahiden hakkıyla ve sabırla bekleyebilir mi? Beklerken yaşadıklarını fark eder mi mesela? Olayların akışında neleri kazandığını ya da neleri kaybettiğini anlayabilir mi? Başına gelen bir imtihanın ona neler söylediğini işitebilir mi? Yoksa sadece şikayetlerle gönlünü karartıp kalbini gece gibi örter mi? Dünyaya aldanıpta ebediyetten vazgeçer mi? Ne çok soru var şimdi aklımda... Ama hepsini buraya yazmak mümkün değil. Biliyorum. En iyisi kitaba geleyim, kitabın bize ne anlattıklarına. Gerçi bu herkese göre değişir. Aynı kitabı binlerce insan okur fakat her okur başka yorumlar. Kendi gönül dünyasına ve düşüncesine göre... "Eşikte Beklemek" bana son zamanlarda okuduğum diğer kitaplardan çok başka duygular hissettirdi. Sanki zamanın çok ötesine taşıdı ruhumu... Başka bir iklimin içine aldı kalbimi... Özellikle Allah dostlarının imtihanlarını, sabırlarını, dualarını, sözlerini ve daha nicelerini okudukça derinden etkilendim. Elbette o gül yüzlülerin yaşadıklarını sorgulamadım. Bu da olur mu? demedim. Masal gibi görmedim. Allah isterse her şey olur diyerek tefekkür ettim... Ardından yazıların arasına gül gibi yerleştirilen beyitleri, şiirleri severek okudum. Bir gönül hoşluğu daha dedim... Sayfalar ilerledikçe, yazıları okudukça beni üzen dertlerime de şifa buldum. Öyle ki verilen nasihatleri aldım, eyvallah Yağız abi dedim. Kitap, bu bağlamda hakikaten okuyucularıyla çok samimi. Hatta çay eşliğinde yapılan bir sohbet gibi diyebilirim. Galiba ben de en çok bunu sevdim. Benim için dolu dolu bir okumaydı ve tabii sizlere de mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Bir de yazının sonuna çok sevdiğim şu alıntıyı bırakayım: "İnsan, ömrüne biçilmiş olan elbiseyi yani kaderini sevmedikçe mutsuz yaşar. Sürekli şikâyet eden, her meseleden
Eşikte BeklemekYağız Gönüler · Profil Kitap · 2023334 okunma
Puan vermedi·430 syf.··
2023 2. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2023 22:52
Herkesin önerdiği bu kitapla tanışmam biraz geç oldu ama her şeyin bir zamanı olduğu gibi bu kitapla karşılaşmam da doğru zamanı bekliyordu bence. Hayatımın başka bir döneminde okusaydım bana bu kadar tesir eder miydi bilmiyorum. Fazla uzatmadan başlayalım; Kitap, ilk olarak alt tabakadan denizci bir çocuğun(Martin Eden) Ruth ismindeki kızın, erkek kardeşini serserilerin elinden kurtarmasıyla başlar. Daha sonra kurtardığı genç, Martin ‘i evlerine yemeğe davet eder. İşte her şey burada başlar çünkü Martin burjuvalarla burada tanışır ve kendinin ne kadar eğitimsiz ve kaba olduğunu anlar. Bu evdeki insanlarla arasında sanki bir uçurum var gibi hisseder. Martin o evde ayrıca bir şeyi daha hisseder ‘’ aşk ‘’ Kurtardığı çocuğun kardeşi olan Ruth’ a ilk görüşte aşık olur. Sevdiği kız için kendini geliştirmeye çalışır, entelektüel bir yaşam için kendini kitap okumaya teşvik eder ve okudukça daha da açlık hisseder bilgiye ve öğrenmeye olan aşkı Martin’e inanılmaz bir zevk verir. Okudukça kendi sınıfından olan insanlardan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlar. Bir yandan ait olduğu sınıftan kopma mücadelesi verirken bir yandan da burjuva sınıfını tanımaya başlar. Bu tanıma süreci onu eski sınıfına yabancı kılar ve her iki sınıfa da uzaklaşma başlar. "Yalnızlığını daha güçlü ve kendini daha yorgun hissetti." Martin, zor durumda kaldıkça kitaplara sığındı mutlu olmak için daha çok okudu ama okumak insanı mutlu kılmıyor her zaman. Aksine daha çok düşünmesini, hayata ve insanlara dair daha çok kafa yormasını sağlıyor, bu da beraberinde mutsuzluk ve huzursuzluğu getiriyor. "Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü." Bu okumalara devam ederken bir yandan da yazma serüveni başladı içindeki alev sanki yazdıkça sönecekti, öyle ki yazmak ona zor
Martin EdenJack London · Martı Yayınları · 2008135,3bin okunma