• DÜŞ-MÜŞ

    "düşü gerçek yap!" sesine dokundum, gerçek düş-müş…

    ne zaman tren sesi duysa,
    "...gideceğim..." diyor,
    masanın altında saklı bavulları tutuyor,
    tarihi geçmiş biletini çıkarıyor cebinden...

    gözlerim, bir yalvarış alacasında kanıyor,
    sözlerim yok,
    dilim prangasını deriyle kaplıyor durmadan...
    ellerine bakıyorum uzun uzun,
    fark-etmiyor...,
    avuçlarına yüzümü çiziyorum,
    ısınsın diye, öpücüklerin unuttuğu noktalar...
    derin bir nefes çekiyor sigarasından,
    uzaklara üflüyor,
    uzaklardan bir rüzgâr,
    kar üflüyor üzerime,
    küçülüyorum,
    çekiyor, yeni dokuduğum cesaretin kumaşı,
    içinde biriken çaresizlik,
    söküyor teyel yerlerini...

    "gerçekler düşleri sevmiyor" demiştim...
    bir ortaçağ savaşının ortasında,
    eski anıtlar,
    taşlara kazınmış kader çizgileri,
    çocuk çığlıkları,
    yıkıntılar,
    boğazımda yumrulaşan,
    birbirinin içine dolanmış zehirli sarmaşıklar,
    hepsi, yeniden öğretiyordu,
    toprağa basmanın ne demek olduğunu...

    bir tek çiçekler anlamıyordu,
    gerçeğin dilini,
    direniyor,
    düş-pazarı kuruyorlardı,
    güneşin uykuda olduğu saatlerde en çok…

    gizli mektuplar birikiyordu, suya yakın,
    her an mürekkebi dağılıp,
    yok olacak kadar suya yakın...

    ne zaman tren sesi duysam,
    raylara yağmur yağıyor,
    bavuluma koyacak hiç bir şeyim yok,
    bavulum yüreğim...

    özlem özkaya
  • KARTONDAN KESİLMİŞ ÇOCUK

    çıplaklığı;
    ezilmişliğinden, sahipsizliğinden.
    bütün kumaşları örtseniz,
    yine de ışık sızdırır,
    kapanmaz yaraları…

    renksiz kartondan kesilmiş,
    çocuk bedeni örselenmiş,
    karalanmış defalarca.
    yine de gözlerinde açan,
    yalnız açan çiçekleri,
    çalmayı becerememişler…

    buruşturup atıldıkça,
    yeniden dirilmeyi öğrenmiş
    utanırdınız;
    basit çıbanlarınızın,
    altını çizmekten
    anlayabilseydiniz,
    ıssızlığın ortasında,
    çaresizce şarkı söylemenin,
    ne demek olduğunu…

    özlem özkaya