Selda Yaşar'ın kaleme aldığı "Susuz Çağın Çocukları" adlı kitabı okurken "Tek bir düğmeye basarak gerçekleşen isteklerin değerini insan nasıl bilebilir ki?" alıntısı çok hoşuma gitti.
Derin düşüncelere büründüm.. Düşüncelerimizi kendimce karalamak istedim..
Emek vermeden, ter dökmeden, beklemeden elde edilen her şey; insanoğlunun elinde çoğu zaman anlamını yitirir. Çünkü değer dediğimiz şey, sadece sonuca değil, o sonuca giden yola siner.
Eskiler ne güzel söylemiş: “Emeksiz yemek olmaz.” Bir tarlanın ürününü toprakla kavga etmeden, sabahın ayazında uyanmadan, güneşin altında terlemeden almak mümkün değildir. Aynı şekilde, zahmetsizce elde edilen nimetler de ruhumuzda kök salmaz. Bir tuşa basarak ulaştığımız her şey, parmak ucumuzdan kalbimize inemez.
Bugün çağ değişti; hız hayatımızın merkezine yerleşti. Beklemek neredeyse ayıp sayılıyor. Oysa “Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.” Sabırla beklenen şey, sadece daha kıymetli olmaz; insana kendini de öğretir. Beklerken öğreniriz, uğraşırken olgunlaşırız, zorlanırken güçleniriz.
Kolay yoldan gelen kazanç, kolay yoldan gider. Atalarımızın dediği gibi: “Kolay gelen, kolay gider.” Çünkü emek verilmemiştir; kaybedildiğinde can yakmaz, geri kazanmak için irade doğurmaz. Oysa alın teriyle kazanılan bir lokmanın, bir başarının, bir dostluğun kaybı insanın içini sızlatır. O sızı, değerin ta kendisidir.
Bir başka söz der ki: “Altın ateşte, insan mihnette belli olur.” Zorluklar, insanın karakterini ve elde ettiklerinin kıymetini ortaya çıkarır. Tek düğmeyle açılan kapılar, insanı büyütmez; ama zorlanan kilitler, anahtarın da sahibinin de değerini artırır.
Belki de bu yüzden hayat, her şeyi hemen vermez. Çünkü insan, her şeye hazır değildir. Hazır olmadan verilen nimet, yük olur; emekle kazanılan ise emanet gibi taşınır. “Nimetin