Kitap incelemelerinde kitabın içeriğini uzun uzun tez yazar gibi yazanları ve kitabı önemli ölçüde anlatacak şekilde yapılan incelemeleri ben pek okumuyorum.
Kitabı almayı düşünmüyorsam okuyorum. Çünkü ona dair heyecanımı kaybetmek istemiyorum. Belki okuduktan sonra bakılabilir diğer okuyucular nasıl yorumlamış diye fakat göz attığım ne kadar inceleme varsa hiçbirinde kitabın kişinin dünyasındaki bıraktığı izden bahsedilmemiş, bunun yerine yine kitabı okuturcasına oluyor incelemeler. Bu bir tercih meselesidir, doğruluk ya da yanlışlık deklarasyonu asla değildir ve olamaz zaten. Her insan ayrı bir dünya ve hepimiz bambaşkayız. Ben okurun kendi cümlelerini kurmasını, kendi hayatından ipuçları bırakmasını isterdim her kitapta olmasa bile arada bir yapılabilir diye düşünüyorum. Sadece elimizdeki kitabı değil bu vesileyle iç dünyamızı da incelemiş oluruz. Tabii ilkokul mantığıyla nitelikli okuma değil de nicelik sizin için çok önemliyse bunlar zaman alan işler, nicelik tayfadansanız gözünüze angarya olarak görünecektir. O zaman soruyorum: oturup üzerinde tartışamadığım , düşünemediğim hızlıca okuyup geçtiğim satırlarla neden vakit kaybedeyim?
Şimdi gelelim kitaba deyip bütün kitabı yazıyormuşum. Hayır tabii ki öyle bir kötülük yapmayacağım. İnceleme hakkındaki görüşlerimi uzun uzun yazdığım için kitap hakkındaki görüşlerimi kısa tutacağım. Hepimizin okuma alışkanlıkları var. Benim okuma alışkanlığımı oluşturan o sehpanın üç ayağı var: 1 çocuk kitabı, 2 tasavvuf kitabı, yani ruhumu, beni yokluktan varlığa çıkaranı tanımak, bilmek, anlamak için yazılmış kitaplar, 3 bilim kitapları. Bu üçü benim yemeğim, evim, sofram, hayatın olanca lezzetini ciddi anlamda aldığım muhteşem bir alan oluşturuyorlar. Bunların dışında kitaplar da okuyorum ama bunlar olmazsa olmazım.
Çocuk