"Söz geçiyor belki ama mânâ bir başka şey olarak bizimle kalıyor.
Edilmiş onca kelâm, kurulmuş onca cümle, buğulanmış onca cam...
Mânâ taşıyan katarlar olarak dura kalka geçip gidiyor ömrümüzün uçsuz bucaksız düzlüklerinden.
Uzun uzun yaşıyoruz ya bu dünyada, işte hep o mânâyı damıtmak için...
Söylenmişlerden, söylenmemişlerden...
Bir kâğıdın üstüne dökülmüşlerden, bir camın buğusuna yazılmışlardan, bir hâfızanın derinliklerine emanet edilmişlerden...
İyi ki o mânâ var. İyi ki var da, ne zaman sendelesek yıkılıp gitmemek için tutunuyoruz köşe bucağına.
Kimi sözler o mânâyı muhafaza etmek için daima bizimle kalıyor, kimi şöyle bir dokunup geçiyor.
Nereden bildiğimizi artık hatırlamadığımız birçok şey, zamanın içinde unutulup giden bir sözün bize dokunuşunun eseri.
Demek sözlerin de insanlar gibi bir kaderi var."
Gökhan Özcan’ın kalbimdeki yeri o kadar özel ki. Yazarın düşünce tarzını, hayata bakış noktasındaki o inceliği kendimle çok bağdaştırıyorum. Belkide o yüzden bu kadar sevdim kitabı. Kendi hislerimi bir başkasından duymak gibi geldi, anlaşılmış, hissedilmiş, duygulanılmış. Kitap kendi içinde 2 sayfalık ayrı ayrı denemelerden oluşuyor. Her denemede kâh bir rüzgar değip geçiyor tenime, kâh bir deniz kenarına oturtuyor beni, yeri geliyor çocukluğumun güzelliklerine götürüyor o eski güzel sıcak komşuluklara, bazen oturup bana kendimi izlettiriyor. Eskiye benim gibi özlem duyan, göğe bakıp tefekkür etmeyi seven birisiyseniz kitaptan kendinize çıkaracağınız çok mesaj olucağına eminim, keza ya kitabın betimlemesi çok iyiydi ya benim ruhum çoktan anlattığı yerlerde gezindiğinden her söylediği yerdeydim, oturdum, izledim, düşündüm. Benim için bir kitaptan fazlası, bir dost oldu. Umarım okuyacak olanlara da aynı şeyi hissettirir, keyifli okumalar.
Her cümlesine sayfalarca yazılar yazılabilecek, üzerinde saatlerce düşünüp yeni anlamlar giydirilebilecek denemelerin birleştiği,
2017 yılında "Türkiye Yazarlar Birliği En İyi Deneme Ödülü"' almış,
Anadolu insanının hayatının sıradan cümlelerden ziyade müthiş betimlemelerle ifade edildiği,
Olurda hoşuma giden bir yeri olur, önemli bir bölümü olur altını çizeyim diye elinizde bulundurduğunuz kurşun kalemle birçok paragrafın çizmek isteyip, hepsini çizince hoş görünmez diye yandan bir küme parantezi açıp içini karalayacağınız ünlemlerle resim çizeceğiniz,
Okuduğunuz her cümleyi ben böyle anlıyorum ama acaba yazar neyi düşünerek yazdı diye düşünürken farkında bile olmadan o anki ruhu yaşayabileceğiniz,
Acaba önceden nasıldı diye merak ettiğiniz her şeyi, büyüklerin ise nerede o eski günlerle başlayan ahlarını, yıllar sonra size yaşatarak öğreten,
İçinde bulunduğumuz yüzyılın sorunları olarak görünmese de geçmişle mukayese edilerek nasıl büyük bir tehlike olduğunu anlayacağınız birçok problemi edebi bir üslup ile dile getiren,
Öğrenmek ve ders almak için okumaya niyetlenen kim varsa şiddetle tavsiye edebileceğim harika bir eser olmuş.
Serçe Parmağı gibi Gözağrısı da benim için yeri kalbimde olan eserlerden oldu.
Bir gece yarısı açıp herhangi bir yazıyı okumanın hazzını yaşamayı sabırsızlıkla bekliyorum...
Tekrar okuyacağım herhangi bir denemeden de yeni yeni anlamlar çıkaracağımdan ise hiç şüphem yok.
Bu güzel eser için teşekkür ederim Gökhan Özcan...
Şiirsel anlatımı, cümleleri o kadar naif ki, insanın okudukça okuyası geliyor, üzerinde düşünülmesi gereken hatta tartışılması gereken çok değerli cümleler var.
Sanki elinizin altında durması gereken , içiniz sıkıldığında ya da ruh halınızı bulmak isteyip de konu bütünlüğü olmayan bir eser elinize alıp bir yerini açıp okuduğunuzda kendinizi bulacağınız bir eser gibi ...
Kendini tekrar eden cümlelerinin olmasının yanında sıkılmadan okuyabileceğiniz nadir eserlerden biri bence.
.
.
Kendi iç hesaplasmasına, kendi kendine konuşmasına şahit oluyorsunuz sayın Özcan'ın. Ve gerçekten kendinizi bulduğunuz, dert edindiğimiz konuların karşınıza çıkması ve derinden bir ah... Çektirmesi önemli. İşte bu eser tam olarak o. İnsanın yaralarına yar oluyor diyelim ve dertli adamlara armağan edelim.
Gözağrısı|Gökhan Özcan
•Gazete ve dergi yazılarından tanıdığım yazarın ilk okuduğum kitabı “Gözağrısı” oldu. Gökhan Özcan kitabın başında “Ümidim, bu yazılara ayıracağınız değerli vakitlerin heba olup gitmemesi, Gözağrısın’ndan geriye seveceğiniz bir şeyler kalmasıdır” diyor. Okurken o kadar çok altını çizdiğim cümle oldu ki, son sayfayı çevirdiğimde geçen vakit heba olmaktan çok uzak feda olsun dedirtti. Çok güzel cümleler kaldı.
•2017 en iyi deneme ödülünü alan kitap, 2000-2010 yılları arasında gazete ve dergide yayınlanan yazılardan oluşuyor.
Ben biraz geniş zamana yayarak okudum. Yazıların türünden dolayı öyle bir çırpıda okuyup bitiremiyorum. Her gün azar azar hissederek okumak daha çok hoşuma gidiyor.
Kitaptan Alıntılar:
•Bir insanın yıkılışı bazen bir ömür sürebilir
•Biliyorum yanlışlarım olmasa, doğrularım da olmazdı. Bunun için onları gözümün önünden ayırmıyorum.
•Kalp kaderdir.
Senin dışında hiçbir canlının aklına yatmasa da...
•Adalet hissini kaybeden bir kalbe hakikat nasıl anlatılabilir ki?
•Kırılganız.
Bir dağa tırmanırken kör bir kuyuya düşmekten korkarız..
•Suskunluklar, yalanı olmayan kelimelerle örülür
•İnsanı insandan seyretmek gerek...
•Bizim bütün derdimiz kendimizle...
•Bir çalıya takılıp kalmış gibiyiz. Ne kadar yaşarsak yaşayalım, hiçbir yere birikmiyoruz. Ne kadar akarsak akalım, hiçbir şeyi doldurmuyoruz.
•Hepimiz kusurlu fanileriz.
•Bir küçük ayrıntı olmak için bile, çok küçük kalacak ömrüm.
•Dışımızın karanlığından sıkılıyor içimiz
•Kapalı durmakta ısrar eden pencereleri duvardan saymak gerekir
•Korkularını kara bir bez parçası gibi sımsıkı gözlerine bağlayan, bakışlarını kendi elleriyle körelten insanlar var
Şahsımda bıraktığı esinti genel manada bir özlem ve serzeniş oldu. Serzenişlerden yorulmuş biri olarak, bazı birkaç yazısı müstesna olmak üzere, beni zaman zaman yordu tekrarladı diyebilirim. Bu kitap da köşe yazılarının derlemesiymiş, Kısa kısa yazılardan oluşan eser bir an okuyup bitirmek için değil de zaman zaman açıp okumak için muhteşem kitap.
'Anlatacaklarım var. Bilmediğim bir dilde söyleyeceklerim var. Hiç kullanmadığım kelimelerle kurulmuş cümlelerim var. Tarifini bilmediğim heyecanlar kuşatıyor usulca her yanımı.' dedi Gökhan Bey..
Kitap 197 sayfa. Her sayfada yaklaşık 10 cümle varsa ve her cümle bambaşka bir hikayeyse kitap 1970 , en az 1970 adet hikayeye ev sahipliği yapıyor.
Her cümlesi ayrı tefekkür..
Her cümlesi ayrı temaşa..
Gelip gidip hali hatırı sorulacak manâlar taşıyor
Bazen akmıyor, bazen durulmuyor
Sanki yazar fotoğraf makinesini eline almış da hayata ve insana dair çekmedik fotoğraf bırakmamış.
Sonra o fotoğrafları almış bir albüme koymuş.
Fotoğraflar sabaha kelimelere dönüşmüş adı da Gözağrısı olmuş.
Asude günlerinizde zihninize sakince yürümeyi öğretmek istiyorsanız burası çok doğru bir tercih, burası ılık esiyor, burası bazen yüzleşmek istemediğimiz gerçeklerle çarpıyor bizi, burası bazen okşuyor oluyor saçlarımızı, burası bazen yangın, burası bazen su, okuyun burayı...
Okuduğum en güzel deneme kitabıydı diyebilirim,
- Ha deseniz ne kadar deneme kitabı okudun?
Bilmem!
Ama bu kitabın en iyilerden olup, çoğunluğa hitab ettiğini söyleyebilirim.
Her yeni bir başlığa adım attığınızda sizi farklı yerlerden kavrayan, kimi zaman eskiye dair üzen, özleten; kimi zamansa gelecek için heyecanlandıran ve şimdiye dair güzellikler barındıran bir kitaptı.
Düşüncesizliğin, kabalığın olduğu şu çağda okuyunuz okutunuz efendim...
Gökhan Özcan, "Gözağrısı" kitabında yol gösteriyor ama zorlamıyor. Hatta yolu açıyor. Kalıp vaazlar vermiyor. Saf olanı bulmaya çalışıyor; arıyor, çabalıyor ve didiniyor..
İsmiyle müsemma olan çook naif bir deneme okuduğumu söyleyebilirim.Kitabı okurken,evet böyleydi,ne güzel günlerdi dediğim iç geçirdiğim,tebessüm ettiğim bir tatlı ruh hali bıraktı bende.Yaşarken farketmediğimiz sıradanlıkların aslında çok keyifli olduğunu farkettim doğrusu."Gözağrısı" kitabı "Göznurum"dediğim kitaplarım arasında yerini aldı bile...
Tavsiye ederim dememe gerek yok herhalde:)
Gökhan Özcan, Türk yazar ve gazetecidir. 19 Mart 1965 tarihinde İnegöl'de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İnegöl'de tamamladı. 1987 yılında Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. Zaman gazetesi Kültür-Sanat Servisi'nde çalıştı. Daha sonra TRT'de aralıklı olarak Mimar Sinan, Yayla Yollarında, Yunus Emre ve Kırk Ambar, Havuçlu Pilav, Zamanın Seyyahları, Çek Bir Film gibi yapımlarda çeşitli görevler aldı, senaryo ve metin yazarlığı yaptı. Panel ve İzlenim dergilerinde çalıştı. Birçok farklı dergide çocuklara hikayeler ve denemeler yayınladı. İlk çıktığı yıllarda Yeni Şafak gazetesinde Tersköşe'yi yazdı. Bir süre Medyakronik isimli internet sitesinde TV eleştirileri kaleme aldı. Ardından Hakan Albayrak ve Levent Gültekin ile birlikte Gerçek Hayat dergisini çıkardı. Hiçbişey, Altmışikiden Tavşan, Günlerin Gölgeleri, Ruh Yordamı, Kim Duma Dum Kime, Serçe Parmağı isimli kitapları kaleme alan yazar halen Yeni Şafak'ta yazılarına devam ediyor.