Bir sandalyenin boş kalan tarafıydım bazen,
oturulmadan eskimiş bir yalnızlık gibi.
Kapılar yüzüme kapanmadı belki,
ama kimse ardına kadar da açmadı kalbini.
Kırıldığım yerlerden çiçek bekledim yıllarca,
oysa bazı insanlar,
toprağa değil gölgeye benzer;
ne büyütürler ne de yaşatırlar.
Ben yine de kimseye küsmeyi öğrenemedim.
Çünkü insan, en çok sevdiği yerden yaralanınca
bir bıçak değil, bir dua taşıyor içinde.
Gece olunca yıldızlarla konuştum bazen.
Onlar da uzak kalmanın ne demek olduğunu biliyordu.
Ay, eski bir mektup gibi asılı duruyordu gökte;
okuyanı olmayan bir özlemle.
Kimse dönüp de
"Canın çok yanmış mı?" diye sormadı.
Ben cevapları olmayan soruların bekçisiydim sanki.
Bir ömür, kırık fincanlardan su içerek geçti.
Sonra anladım;
bazı insanlar özür dilemez,
bazı yaralar kapanmaz,
bazı vedalar dönüp gelmez.