Nasıl bakarsan bak, insanlarla yaşamak zordur.
Bu zorluk arttıkça dünyadan uzaklaşmak ve sakin bir
yerlere gitmek istersin.
Nereye gidersen git bu zorluğun seninle geleceğini anladığın zamansa şiir doğar, resim can bulur.
"Dünyada başına felaket gelmeden yaşayan biri var mıdır ki?
Hepimiz felaketlerle büyüyoruz.
Bir ağaç gövdesindeki halkalar gibi bizim zamanımızın içinde öylece birikirler."
Bu çaydanlıktaki herhangi bir sıvı bir denizkızının gözyaşıyla değişiyor.
Bu gözyaşını şayet içersen her acıklı aşk bile sonsuz bir bağa dönüşecektir, bu efsaneyi duymuş muydunuz?"
"Ben insanların romantik hisleriyle ilgilenmiyorum. Çok zayıflar ve çok basit bir şekilde inciniyorlar."
"Bu sadece karşılıklı åşık olduğun birine kullanman için değil. Birini sonsuza kadar bağlamak istediğinde de bunu kullanabilirsin."
Bu söylediği şey çok acımasızcaydı. Benim iradem dışında birine bağlansaydım ilişkimiz ilerledikçe karşımdaki de ben de mutsuz olurduk.
"Demek iki tarafin da mutsuz olmasını sağlıyor."
Profesör Do sanki benim düşüncelerimi okumuş gibi mırıdandı.
Rin hälå gülüyordu ama düşünceli bir yüz ifadesi vardı.
Hemen o ifadesini sildi ve gümüş çaydanlığı yerine bıraktı.