Özlü Sözlerle

Özlü Sözlerle
@ozlusozlerle
“Özlü Sözlerle” etiketi ile paylaştığımız sözlerin, metinlerin ve şiirlerin tamamı bize aittir.
Yazar
42 okur puanı
Ekim 2024 tarihinde katıldı
Söz Gönüllülerine
Birçok kavramın ve mefhumun dejenere olduğu, içinin boşaltıldığı ve itibarsızlaştığı günümüzde, bunlardan en çok nasibini alanlardan biri de sözdür. Kültür ve medeniyetimizin temel taşlarından biri olan söz, giderek değerini kaybetmekte, adeta laf kalabalığına hatta kullanım pratiği bakımından lafa dönüşmektedir. Toplumun gerçek potansiyelinin, düzeyinin ve niteliğinin yansıması ve yegâne göstergesi olan söz, bugün kimi zaman şiveye, kimi zaman yerel ağıza, hatta daha da vahimi, argoya, kahve ve sokak diline kurban edilmektedir. Bu durumun sonucu olarak kaybeden yalnızca söz değil; aynı zamanda sanatımız, kültürümüz ve hatta medeniyetimiz de olmaktadır. Bizler, bu bağlamda “Karanlıktan şikayet edeceğine bir mum da sen yak.” anlayışıyla hareket ederek, hayatın içinden süzülen ve tecrübeyle yoğrulmuş sözleri içeren bir kitap kaleme alarak, acizane de olsa bu gidişata bir nebze dur diyebilme niyetindeyiz. Bu çabaya, "çorbada tuz misali" küçük bir katkıda bulunmaya çalıştık. Ne mutlu ki, bu kadar değersizleşen ve ayaklar altına alınan bir dönemde, inadına söz diyerek sözüne ve özüne sahip çıkanlara. Özlü Sözlerle
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yaşayışta sadelik Düşüncede ihtişam..
Alıntı
“Sana bir tavsiye de bulunmama izin ver, nereden geldiğini , kim olduğunu asla unutma çünkü etrafındaki kimse unutmaz bunu. Kendi gerçeğini güce çevir. Böylece hakkındaki gerçek asla zayıf noktan olmaz. Gerçeğin senin zırhın olsun ki, kimse seni o gerçeği kullanarak incitemesin.
Alıntı
Özenti Kültürü
Sosyoloji, bireyin ve toplumun birbiriyle ilişkisini, değişimini ve gelişimini etkileyen faktörleri, ilişki biçimlerini, yansımalarını ve sonuçlarını inceleyen önemli bir bilim dalıdır. Sosyal bilimlerin ve sosyologların gündeminde ne kadar yer tutar bilemeyiz ama bireyi ve toplumu her açıdan olumsuz etkileyen önemli bir konu, özenti ve özenti kültürüdür. Konunun ilginç yanı da en az gelişmemiş toplumlar kadar gelişmiş toplumları da etkilemesidir. Yani, toplumun ne kadar gelişmiş olduğu ya da olmadığıyla doğrudan bir ilişkisi yoktur. Nitekim gelişmiş toplumlarda da bazı sosyal figürlerin, ikonaların ve fenomenlerin oldukça ilgi gördüğünü ve revaçta olduğunu rahatlıkla gözlemlemek mümkündür. Özenti ve Akıl En değerli varlığımız olan akıl, bize doğru ile yanlışı, güzel ile çirkini, yararlı olanla zararlı olanı ayırt etme ve lehimize olanı tercih etme yetisi kazandırır. En önemli özelliğimiz ve en büyük zenginliğimizdir akıl. Onun sayesinde düşünür, ölçer biçer, tartar ve seçimimizi ona göre yaparız. Ayrıca her türlü tavır ve tutumumuzu da bunun üzerinden ortaya koyarız. Özenti ise, daha çok his, haz ve hızla değişen yüzeysel birtakım dürtülerle hareket ederek çoğunluğun baskın ve yaygın eğilimi ve popülasyonuna göre yaşamaktır. Birey, bu noktada akıldan ve rasyonaliteden çok hissel refleksi ve kitlesel cazibeyi dikkate alan bir tercih ortaya koyar. Özgünlük ve Özenti İnsanın en önemli vasfı onun irade sahibi bir varlık olmasıdır. Zira insanı insan yapan ve onu kendisi kılan şey onun iradesidir. Her insanın kendine mahsus bir düşüncesi, yaklaşımı ve yaşayış tarzı vardır. Her birimizin kendine has birtakım düşüncelere, inançlara, duygulara, düsturlara ve hassasiyetlere sahip olma özgünlüğü ve özgürlüğü yine bu irademizin bir sonucudur. **Küreselleşen
İnsan arzularla yaşar, gerçeklerle de karşılaşır
Bir hatıra 1991 yılı hazan mevsiminin kışa yakın günleriydi. Mersin’e, limon bahçesinde çalışmak üzere bir yolculuğumuz, daha doğrusu bir serüvenimiz olmuştu. Tarım ve hayvancılıktan sanayi ve teknoloji ağırlıklı kalkınmaya doğru evrilmeye başladığımız dönem. İnsanlarımızın geçim derdiyle yatağını yorganını alıp Anadolu’nun nispeten daha gelişmiş şehirlerine yöneldiği bir dönem. Bunun sonucu olarak da köyden kente göçün yoğunlaştığı seksenli ve doksanlı yıllar. Bu durum en fazla biz gençler üzerinde etkisini göstermiş ve köyden şehre göç adeta her gencin hobisi, hayali hatta ütopyası hâline gelmişti. Bu, kanlarımızın en delice aktığı yıllarımızda bizim için de durumdan vazife çıkarmaya yeter de artardı. Artık bizi tutana aşk olsundu. Zira arzularımız, geleceğe dönük emellerimiz ve de büyükçe hayallerimiz vardı ve biz bu hayalleri gerçekleştirmek için bir an önce kolları sıvamalı ve işe koyulmalıydık. Bunun yolu da o günün tabiriyle gurbete yelken açmaktan geçerdi. Artık hiçbir güç bizi bu davamızdan vazgeçiremezdi, geçiremedi de. Nitekim büyüklerin ve çevrenin onca telkin ve tepkileri bizleri gram etkileyemedi zira fazla zorlamalar bazı arkadaşları kaçıp gitmeye kadar vardırmıştı. Aynı telkinlerden biz de nasibimizi aldık ama artık ahd etmiştik ve gitmeye karar verdik. Evet, gitmeliydik çünkü bu gidişin hayat serüvenimiz için bambaşka hayallere kapı aralayacağına inanmış, daha doğrusu inandırılmıştık. Zira bizden önce giden arkadaşlarımız bize bu işi öyle bir afili ve albenili anlatmıştı ki adeta Yeşilçam filmlerinin o büyüleyici ve esrarengiz sahnelerinde bulduğumuzu sanmaktan kendimizi alamamıştık. Oysa ki onlar da aslında bizim karşılaşacağımız çileleri yaşamışlardı ama işte insan bir kere kendini bir algıya kaptırınca demek ki o adaptasyon ve motivasyon işi, işin