#kitapincelemesi
“Bu uzun bir kederdir, diyor bir arkadaşım. Güzel bir ifade ama ben henüz acının içindeyim. Önce uzun bir acı olur. Keder sonra gelir…
Bu acının bedenimdeki yerini tespit etmeye çalışıyorum, kaynağı tam olarak neresi? Şimdi göğsümün derinliklerinde, diyaframın olduğu yerde, beni boğuyor, nefes almamı engelliyor. Aslında bu göçebe bir ağrı. Şimdi yukarıda boğazımda, ağlama merkezinin oralarda bir yerde. Şu anda hamur kıvamında, tam pişmemiş ekmek gibi, yutması zor.”
Kitabı anlatmaya bu iki alıntıyla başlamak istedim çünkü kitap boyunca yazar Gospodinov bize babasının vefatından sonra yaşadığı o derin “acı” ve “yas” sürecini anlatıyor. “Babam bir bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” diyor, anlamı derin… Evet baba bir bahçıvan ve tüm hayatını bahçesine adamış; oğlu için de yapbozun en önemli parçası, “omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir atlas” aslında. Yazar kitaba -daha doğrusu günlüğüne- babasının kanser hastası olduğunu öğrendikleri günlerden başlayıp kaybettiği andan devam ediyor ve sonrasında girdiği yas dönemiyle sonlandırıyor. Öylesine içten ve şeffaf anlatıyor ki yaşadığı hüznü, etkilenmemek elde değil.
Ağır bir konu, ağır bir kitap. “Ölüm” “yas” konularında travmaları olanları tetikleyebilir veya bu duygularla henüz tanışmamış insanlar için kaygı oluşturabilir diye düşünüyorum. Herkese değil belki ama duygusal olarak güçlü olduğuna inanan arkadaşlarıma tavsiye ederim.
#kitapalıntıları
“Ölüm, sensiz olgunlaşan bir kiraz ağacıdır.”
“Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hala var olduğumuz söylenebilir mi?”
“Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Hayattan, tabii ki, onun o büyüleyici geçiciliğinden.”
“Görünüşe göre her ölümden sonra, her doğumdan sonra olduğu gibi, dünya yeniden başlıyor. Öyle olaylardan sonra kişisel