Bir Avrupalı memleketi ile bağlarını koparırsa, büyük şehirlerden ayrılmak zorunda kalıp Bir ormanda ya da bataklıkta bulunan o uğursuz yerleşim alanlarından birine gönderilirse... Eninde sonunda dengesini yitirir. Kimi kendini içkiye vurur, kimi çinlilerden Afyon içmeyi öğrenir, kimi barbarlık yapıp rahatlar. Bunun gibi şeyler... Orada herkes öyle ya da böyle kontrolünü kaybedip yolundan çıkar. Memleketini özler insan! Düzgün binalarla dolu bir sokakta yürümenin, inşa sağlam pencereli bir odada beyaz kadın ve erkeklerle birlikte oturmanın özlemini kurar! Bu böyle yıllarca devam eder, ta ki en sonunda eve dönme vakti gelene dek. O zaman da insan anlar ki bu fırsatı bile değerlendiremeyecek kadar uyuşmuştur. Memleketinde unutulduğunu, eve giderse kimse tarafından karşılanmayacağını ya da daha da kötüsü geri dönüşünün kimse tarafından önemsenmeyeceğini bilir. O yüzden olduğu yerde, kahrolası bir ormanda ya da bataklıkta kalmaya devam eder. Hizmet etmek için kendimi Ekvator'a sattığım gün benim için üzüntü vericiydi.