İçerik: Keyifle her gördüğünü resmeden bir çocuk, çizimlerine tanık olan bir ötekinin gözünden eserlerinin yansıması yetersiz/kötü/çirkin olunca artık onun bakışını içselleştiriyor. Yaptığı resimler onun nazarının gölgesinde kalıyor, "keyif alarak" değil "başarmaya çalışarak" resim yapıyor, bir türlü resimlerini beğenmez ve yeterli/güzel/iyi bulmaz oluyor. En nihayetinde artık resim yapamaz oluyor. Sonrasında buruşturup attığı kağıtlardan bir sergi yapıyor başka bir öteki, bu defa eserlerinin bir ötekinin gözündeki yansıması beğenilesi/sergilenmeye layık/güzel bulununca yeniden çizdiği resimlerle ilişkisi değişiyor. Ayrıca, "mış gibi" çizme özgürlüğünü veriyor ona bu yeni öteki, böylece bir önceki ötekinin kendisine dayattığı ideallerden azade oluyor. Vazoymuş gibi çizmek.. Suymuş gibi çizmek.. Yeniden otantik, özgür ve özgün resimler yapmaya devam ediyor baş kahramanımız. Daha sonra bunu "mış gibi şiir yazmak" ve hatta "mış gibi yaşamak"a genelliyor :))
Biçim: Kitabın yazımı da çizimi de "çocuk işi" dediğim ve çocuk kitaplarında beğendiğim çizgide ilerlemiş. Yetişkin aklıyla inşa edilmiş kelimeler ve çizimler değil, anadili olan çocukluk dilini unutmamış bir yetişkinin yazdığı bir kitap. Zaten yazarımız 7 yaşından beri ikiz kardeşiyle birlikte kitaplar yazıp çizip basıyormuş :))
Kitabın içimdeki yankıları:
Kendimize dayattığımız idealler bizi bizden çalan idealler olduğunda rengimiz solar, tuttuğumuz alan küçülür ve dış dünyaya verip verebileceğimiz, saçabileceğimiz, hediye edebileceğimiz bize özgü şeyler içimizde hapsolur. Ve bizi bizden ve yaşamdan çalan bu ideallere esir eden de onlardan özgürleştiren de hep bir öteki'nin bakışıdır.
Normlar kaygı ve yetersizlik üretir, rekabet kültürünü besler, ötekinin duygularına duyarsızlaşmayı öğretir (Aynı anda kaç kişi