• " Yenilenlerin tarihinde üç bin kasa rakı var
    Alkol şairlere çarpınca buharlaşıyor
    Belediyelerin düzenlediği bütün şenliklere gitsem
    Ömrüm yollarda kısalıyor ve adım çıkıyor
    Üç Beş panel şiirim var, onları okuyup duruyorum..."
    Ahmet Erhan
    Sayfa 143 - Kırmızı Kedi
  • 1991 tarihinde Cemil Meriç'in 4.ölüm yıldönümü dolayısı ile Antakya'da ''Türk Fikir Hayatında Cemil Meriç'in Yeri" konulu panel düzenlenir. Metindeki konuşmalar "Cemil Meriç: şair filozof yazar " adını taşıyan bir kitapta toplanır . Aslında Cemil Meriç ne şair ne filozof ne de yazardır .Cemil Meriç bir düşünürdür ki bunu kendiside söylemiştir. Sadece Cemil Meriç'in iyi bir yazar ve şair olmasını sağlayan iyi bir düşünür olmasıdır. O da sadece yazıya dökmüştür düşüncelerini .
    Ben bu kitaba başlarken bazıları ağır olacağını söylüyordu ki kitap gerçekten ağır ama iyi ki okumuşum diyorum ki sizde okuyun sizde böyle düşüneceksiniz. Cemil Meriç yazılarını kendini tanıtmak için yazdığını ve bir adamı tanımak içinde düşüncelerini , acılarını heyecanlarını bilmeniz anlamanız gerekir diyor. Bu kitapla biraz da Cemil Meriç'i ve düşüncelerini tanıyoruz aslında.

    Bu Ülke insanlara düşünmeyi ama nasıl özgür ve akla yatkın düşüncenin olacağanı öğretiyor. İnsanımızın nasıl kandırıldığını anlatıyor. Batı'nın bizi dinsizleştirme çalışmalarını anlatıyor. İzmlerle insanımızın bölündüğünü sağ sol kavgası ile kutuplaştırıldığını anlatıyor.
    Yeni neslimizin geçmiş nesillerin hatalarına düşmemek için okumalı . Hatta her Türk aydınına zorla okuma mecburiyeti konulsa da okunsa. Ama öyle değil düşünürek okumalı . Büyük bir düşünürün kalemini uzun uzun düşünerek okumalı .

    "Bu Ülke" Cemil Meriç' Batı medeniyetine karşı yaptığı bir savaş ilanıdır .

    "Bu Ülke " bu ülkenin trajedisini ortaya koymaktadır.
  • Kürt Edebiyatında önemli bir yere sahiptir bu eser. Az ve öz bir kitap. Bir çırpıda okunan akıcı guzel bir eser . Inceleme kısmında Ibrahim Genç 'in bu yazısına yer vermek istedin .Iyi okumalar...

    BRAHİM GENÇ YAZDI

    Kürtçenin Miri: Celadet Ali Bedirxan

    Celadet Ali Bedixan Kürt dili ve edebiyatı alanındaki çalışmalarıyla Kürt gençlerine tanıtılıp gençlerin bu yolda ilerlemesi için teşvik edilmesi sağlanabilir.



    Toplumlar kendi içinden çıkan kahramanları sayesinde zaferin ve de var olmanın suyundan içerler. Öyle bir su ki adeta ölümsüzlüğün tadını verir ve başı dik, göğsü şişkin ve gurur dolu bir halk çıkarır ortaya.
    Bu halk, kahramanları sayesinde dillerinin ve kültürlerinin varlığından haberdar olup bu uğurda mücadele eden bir halktır. İşte kendi dillerinin, kendilerinin yaşam suyu olduğunu fark ettirecek olan dil kahramanları tutuşturur bu ateşi yüreklerde. Ateş büyür, büyür de Hewraman’da tabletler dile gelir, Baba Tahirê Ûryan’da dizeler dökülür… Dökülen Kürtçenin dizelerini toplar Ehmedê Xanî… Ulaştırmak için Celadet Alî Bedirxan’ın Hawar’ına…
    Celadet’e ulaştı tüm zaman dilimlerinden sesler, sözcükler ve cümleler… Zaten bunun çağrısıydı tüm Bedirxanîlerin zalimlere ve zorbalara karşı mücadelesi. Öyle bir mücadele ki kendi milletleri ve dilleri uğruna sürgünlere gidildi, tüm mal varlıklarından feragat edildi. Yetmedi, Bedirxanîlerin tüm bireyleri gittikleri her yerde, bilindikleri için kendilerine sunulan menfaatleri ellerinin tersiyle yitip Kürt dili ve edebiyatı için çalışmalar yaptılar. Bugün Kürt gençlerinin, dillerinin daha derli toplu, kurallı olarak bugünlere gelmesinde emek vermiş aydınlarını tanıması gerekir. İşte tanınması gereken önemli şahsiyetlerden biri de 15 Temmuz 1951’de Şam’da ebediyete giden Mîr Celadet Alî Bedirxan’dır.
    Celadet; 26 Nisan 1893’te İstanbul’da dünyaya geldiğinde ailece sürgündeydi. Çünkü o, özgürlük ve bağımsızlık için onlarca mücadele vermiş olan Mîr Bedirxan Paşa’nın torunu, Emîn Alî Bedirxan’ın da oğludur. Bedirxanîlerin 19. yüzyıl boyunca kendi toprakları için verdikleri mücadele, onların ağır bedeller ödemesine neden oldu. Celadet, ilk ve orta öğrenimini sürgünlük yurdunda, İstanbul’da tamamlar. Daha genç yaşlarda Osmanlı İmparatorluğu karşıtı faaliyetlere girişir ve ailece Abdülhamit tarafından Yemen’e sürülürler. 1908’de Abdülhamit tahttan indirilince tekrar Türkiye’ye dönerler. Celadet de Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde savaşır. Osmanlı yıkılıp da yeni rejim başa geçince 1922’de Emîn Alî Bedirxan ve üç oğlu için idam fermanı çıkarılır. Bunun üzerine Emîn Alî Bedirxan Mısır’a gider, Kamuran ve Celadet de Avrupa’ya yerleşirler. Celadet, Almanya’da hukuk üzerine doktorasını tamamlayıp sırasıyla Mısır’a, Lübnan’a, oradan da Şam’a gidip yerleşir.
    Burada Celadet, Xoybûn içinde yer alarak siyasi mücadelesine devam eder. 1927 yıllarında İhsan Nuri Paşa’nın başlattığı Ağrı isyanına katılmak için Kuzey’e geçmek ister. Lakin o daha Türkiye topraklarına varmadan isyan yenilgiyle sonuçlanmıştır. Celadet’in yazdığı tiyatro eseri olan Hevind’te de Ağrı İsyanı ele alınır. Bu eserinde Celadet; çoluk cocuk, kadın erkek demeden yurtları için mücadele eden bir tablo çizer. Tiyatronun bir yerinde kahramanına söylettiği şu sözler dikkat çekicidir:
    “Bu savaş daha önce yapılan savaşlara benzemiyor. Eskiden beylik gibi şeyler için savaşırdık.  Bazen de bir kan davası için. Fakat bugün ülkemiz ve varlığımız için savaşıyoruz. Evet, birkaç yıldır topraklarımızda yapılan savaşın bir amacı var. Yurdumuzu elimizden almayı kafalarına koymuşlar. Tabii bu yurt, bizim beş bin yıldır yaşadığımız yer. O yurt ki birçok dost olmayan ve düşman kimseler barındırmış ama onların bizi almasına izin vermemiş. Yabancılar, şimdiki gibi yurdumuzu elimizden almaya kalkıştıklarında biz sırtımızı bu dağlara veriyorduk. Fakat bugün bizi dağlarımızda bile rahat bırakmıyorlar.”
    Kürtler arasındaki çelişki ve ihanetlerle gerçekleşmeyen birlikle birlikte başarısızlığa uğrayan siyasi mücadele, sonraki yıllarda Celadet’i dil ve edebiyat çalışmalarına götürecekti. Ama “Bilûra min (Kavalım)” şiirinde “Kaval”a adeta Kürtleri uyandıracak bir milli değer olarak bakar. Bir çobanın kavalıyla onlarca koyunu tek bir amaca yöneltmesi gibi gün gelecek bir lider de çıkıp Kürt halkını milli değerler etrafında toplayacaktı.
    Celadet, şiirinde “Kavalım sensin / Yalnızların dert ortağı / Ve Doğu’da / Dünya aydınlandığı / Uykudan uyandığı vakit / Bize / Serbestlik ve özgürlük şarkısını / Kürdistan’a / Mırıldan / Ve o şarkının sesi, öyle, / Güneşin en temiz ve parlak ve altın ışınları gibi / Yüreğimizde ve kulağımızda yankılansın / Kavalım, / Sensin, vatan aşıklarının hüznünü dağıtan” sözleriyle kavalı, Kürtleri uyandıracak bir işaret fişeği olarak görmektedir.
    Celadet, 1930’dan sonra daha çok dil ve edebiyat çalışmalarına yönelip Kürtler için paha biçilmez çalışmalar yapar. Kürtçenin yanında yedi dil bilen iyi bir dil bilimcidir aynı zamanda. Daha önce Şêx Seîd İsyanı ve Ağrı isyanından dolayı Suriye’ye birçok Kürt aydını gitmek zorunda kalmıştı. Böylece Suriye, biraz da siyasi şartlardan dolayı, Kürt dili ve edebiyatı üzerinde çalışmalar yapmaya müsait bir alan haline gelmişti. Bu sebeple Celadet, 15 Mayıs 1932’de Kürt edebiyatının modernleşmesinde büyük etkisi olan Hawar ve Ronahî dergilerini çıkarır. Celadet; Hawar’ın etrafında Kamuran Alî Bedirxan, Osman Sebri, Nurettin Zaza, Qedrican, Cegerxwîn vb. Kürt aydınlarını toplayarak adına “Hawar ekolü” denilecek bir kimlik yaratır. He ne kadar daha önce Xelîl Xeyalî, Latin alfabesini Kürtçede ilk defa kullanmış olsa da Celadet, Hawar dergisinde Latin alfabesini Kürtçeye uyarlayıp pratiğe geçirmiştir. Bu amaçladır ki Hawar’ın yazarları; Kürtçede standardı sağlamak ve nesirde bir gelişme kaydetmek için bilinçli davranmışlardır. Hawar ekolünde yazarlar, Osman Sebri’nin “Li Goristana Amedê” öyküsünde örneklediği şekliyle öbür dünyada bile bir masa kurup Kürt dili ve edebiyatı için mücadele ettiler.
    Her ne kadar 1930’lardan sonra dil bilimci, yazar yönü siyasi aktivistliğinin önüne geçse de Celadet daima siyasi mücadeleyi önemser. Kalemin yanında hançerin hakkını da teslim edip adeta geçmişi yad eder, geçmişine sadakatini sunar. Bunu, Celadet’in “Gazinda Xencere Min” öyküsünü okurken çok iyi hissedebiliyoruz. Kahramanın Celadet olduğu sezilen bu öyküde kullanılan “kalem” ve “hançer” metaforu çok önemlidir. Kalemini açmak isteyen kahraman bir şey ararken gözü kağıtlar arasında pas tutmuş hançere takılır. Tabii öykünün kahramanı, hançeriyle bir türlü kalemini açamaz. Sonrasında hançeriyle başlayan diyalogda hançer “Sen eşeğin yükünü aslanların sırtına vermek istiyorsun” diye sitem eder. Hançer, her ne kadar kahramanın halkı için dil ve edebiyat çalışmaları yaptığını dile getirse de dilin de, okumanın da, yazmanın da kendisi sayesinde olduğunu dile getirip “Her daim sizin yanınızda durdum ve dilini korudum, ama kalemin değil. Unutma ki silahsız bir erkek, tırnaksız bir adama benzer, herkes onu ezebilir. Bu yüzden benim kadrimi bil” der.
    Şüphesiz Celadet, ömrü boyunca hem siyasi hem de kültürel anlamda verdiği mücadelede hem “kalem”in hem de “hançer”in hakkını verdi. Bu yüzdendir ki Kürt dili, alfabesi, lehçeleri üzerine birçok eser yazdı. Bugün Kürtlerin, belli kurallara sahip bir dille okuyup yazmalarının önünü açtı ve sonraki kuşaklarının dillerinin önemini fark etmeleri için elinden geleni yaptı. Bu nedenledir ki Celadet’in “Gazinda Xencere Min” kitabına yazdığı önsözde Dilawer Zeraq haklı olarak “Celadet Elî Bedirxan, Kürt beylerinden bir ailedendi. Şimdi çalışma ve eserleriyle Kürt dilinin miri oldu” diyordu. Kürtçenin miri Celadet bu yüzden Kürtlere, Hawar’ın 27. sayısında Xwedîyê Hawarê mahlasıyla yazdığı yazıda şöyle sesleniyordu:
    “Yavrum ayıptır, ya kendi dilinizi öğrenin ya da 'biz Kürt'üz' demeyin. Dilsiz bir Kürtlük size hiçbir saygınlık kazandırmaz, bu bizim için büyük bir utançtır. Kendi dilleriyle okuma yazmayı öğrenerek varlıklarının anahtarını ceplerine koyanları ve böylece kendilerini yabancıların etkisinden kurtaranları kutluyorum, ne mutlu onlara! Diğer dillerin alfabeleriyle okuma yazmayı bildikleri halde kendi dillerinin alfabesini henüz tanımayanlara da bin kez yazıklar olsun diyorum"
    Bugün Kürtler ve Kürtçe için bu kadar fedakarlık yapmış büyük bir Kürt aydının ölüm yıldönümünde veya doğum gününde onun için konferans, panel gibi etkinliklerin düzenlenmemesi veya şiir, makale, öykü alanında yarışmaların yapılmaması büyük bir eksikliktir.
    Bugün 2006’dan beri kutlanan Kürt Dil Bayramı, Celadet’in Hawar’ı çıkardığı her 15 Mayıs’ta kutlanıyor. Zorlu yaşam öyküsü, fedakarlığı, çalışkanlığı ve eserleriyle Celadet de kendisi için belediyeler, dernekler ya da üniversiteler aracılığıyla yapılacak bir etkinliği hak etmiyor mu? Oysa Celadet’in Kürt dili ve edebiyatı alanındaki çalışmalarıyla Kürt gençlerine tanıtılıp gençlerin bu yolda ilerlemesi için teşvik edilmesi sağlanabilir. Bu anlamda Kürt kurumlarının, siyasi partilerinin ve akademisyenlerinin çok geç olmadan bu konuda çalışma yapması, Kürt dili ve edebiyatına yeni Celadet’lerin kazandırılması noktasında önemli bir adım olacaktır. 
  • İstanbul Beyoğlundan-Prag'a
    uzanan bi yolculuğu okuyacağınız bu kitap için yanınızda kimse olmasın zira kitap bitiminde gülme sebebinizi yine gülmekten açıklayamayabilirsiniz,kamu spotumu verdim artık bilemiyorum
    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
    Kitaptaki bi bölümün haricinde ki onun korkusu bende halen geçmiyor.Bloody Mary diyip fazla ayrıntıya girmiyorum.Evet bu içecek olabilir ama efsaneside var der açıklama yapmayım siz bakın
    Ben kitabı çok sevdim çok eğlenceliydi özellikle o son sahnede gülme krizine girdim halen etkisinden çıkamıyorum
    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
    Konusu Lal eşi Umut ile bir takım sorunlar yaşamaktadır.Bu sorunlar üzerine bi süre arkadaşı Ece'nin evine yerleşir.Bi gün çok sevdiği Japon Edebiyat ustası Haruki Murakami İstanbul'da yazılı bi panel daveti görür.Hiç kaçırmaz o davete gider sevdiği o yazar karşısındadır.Ama o sırada kedisi Tsunamiyi kaybeden Murakami hiçte onun hayal ettiği gibi bi karşılama yapmaz.Lal gerisin geri giderken tsunami tsunami diyerek bağırır bi mavvv sesi ile kendine gelir ve herşey başlar..
  • Türkiye'nin ilk Kadın Yazısı Festivali 9-18 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Edebiyat ve toplumsal cinsiyetin konuşulup tartışılacağı festivalde, kadınlar çeşitli etkinliklerle kendilerine ait bir oda yaratacak.

    Türkiye'nin ilk Kadın Yazısı Festivali, İsveç Başkonsolosluğu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kadın Araştırmaları ve Uygulama Merkezi ile Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı'nın işbirliğiyle 9-18 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek. 4 farklı mekânda yapılacak olan festivalde, 10 panel, 6 okuma/söyleşi, 3 yuvarlak masa, 3 forum, 4 atölye, 2 performans ve 1 sergi yer alacak.

    İsveç ve Türkiye'den yaklaşık 100 katılımcıyı bir araya getirecek festivalde 10 gün boyunca "kADIN YAZIsı" başlığı altında, edebiyat ve toplumsal cinsiyet farklı yönleriyle ele alınacak, atölyelerde yeni eserler yaratılacak. Festival boyunca bütün etkinlikler herkese açık ve ücretsiz olacak. Atölyeler 20 kişiyle sınırlı olup öncesinde kayıt yaptırılması gerekiyor.

    Festival hakkında ayrıntılı bilgi ve atölyelere kaydolmak isteyenler, http://www.kadinyazisi.com adresinden ulaşabilir.
  • Normalde Batman karakterini sevmem. Pek çizgi romanını almamıştım şu ana kadar. Fakat Hush’ı şiddetle tavsiye ettiler. Gerçekten de haklılarmış. Okunulması gereken bir Batman cildi kesinlikle. Bütün cilt boyunca Hush isimli maskeli kötümüzün Batman üstüne oynadığı oyunları okuyorsunuz. Bu oyun içerisinde Batman’in ezelden beridir var olan Villian’ların neredeyse hepsi içinde. Joker, Killer Croc, Harley Quinn gibi kötü adamların hepsi büyük bir oyunun parçası.
    Ardı ardına olaylar gelişiyor ve aksiyon neredeyse hiç kesilmiyor. Sürekli konu ile paralel giden Flash Back sahneleri var ve Flash Back sahnelerin çizimi çok hoşuma gitti.
    Normal çizimlerin de kesinlikle övülmesi gerek. Neredeyse her sayfa bir duvar kağıdı olabilecek kadar kaliteli ve özenle çizilmiş. Kötü çizilmiş panel neredeyse göremedim. En ufak kareyi bile detayla çizmişler.
    Çizimler harika, kurgu harika. Üstelik Batman’in yandaşlarının da bir çoğunu görme şansına eriyoruz. Görmeyi beklemediğim bazı karakterler bile hikayede boy gösterdi.
    Bir Batman hikayesinde tatmayı beklemediğim duyguları tattım. Bir film gibi akıp gitti. Tasarımlar da kendi başına harikaydı. Kostümler ve surat tasarımlarından bahsediyorum.
    İlk okuyacağınız Batman hikayesi bu olmasın ama beş hikayeden biri bu olmalı. Giriş için değil ama gelişme için çok uygun bir eser. Bunu deme sebebim de azıcık Batman külliyatını bilince hikayeyi okumasının daha zevkli olduğu.
    Sadece sonu pek tatmin etmedi beni. Hush’ın gerçek kimliği şaşırtsa da, son sayfada aldığım his tam bir tatmin olma hissi değildi. Daha iyi bir final beklerdim.
    Bir de Catwoman ile aşklarını diğer okuyucular pek yermiş olsa da ben sevdim. Hatta birçok çizgi roman aşkına göre gayet iyi işlenmişti. Neden sevmemişler anlamadım.
    Favori kısmım Robin’in kaçırıldığı sahne oldu. Merak etmeyin, spoiler değil. Okuyunca anlarsınız. Samimi söylüyorum. Eğer Batman nedir biliyorsanız az çok, gidip okuyun. Pişman olmazsınız.
  • Tavan, cetvel vb. Gibi kalıplanmış veya başka türlü biçimlendirilmiş kenar boşluklarına sahip batık bölme.