Spoiler (?)
Sulh hakimi. Adı sanı kaybolmuş, sadece unvanı kalan, sınır kasabasının sıradan bir memuru. Sistemin içinde insanlığını tamamen kaybetmeden kalabilmeyi ve hayır diyebilmeyi başaran tek kişi. Ve gerçekten merak eden, onca insana zarar verdikten sonra hala nasıl yemek yiyebildiklerini?!
“İmparatorluk'un saklı zihnini tek bir düşünce meşgul ediyor: nasıl sona ermeyeceği, nasıl ölmeyeceği, devrini nasıl uzatacağı.” İmparatorluğun bir düşman yaratması ve uzlaşı içinde yaşayan iki kesimi birbirine düşürerek gücüne güç katması, hem de bunu büyük bir zalimlik ve umursamazlıkla yapması, sadece 1970'lerin Güney Afrika'sını değil birçok olayı bizlere hatırlatıyor bence.
Arkadaşım bana bu kitabı önerdiğinde “Adında barbar kelimesi geçen bir kitabı okumak istediğimi sanmıyorum.” dediğimi hatırladıkça ön yargımdan utanmaya devam edeceğim. Vahşeti, kıyımı, yaşama isteğinin gücünü, sevgiyi, şefkati, şehveti, gelmeyecek bir şeyi beklemenin korkusunu ve belki de daha fazlasını bulabileceğiniz bir roman…
Dünyada yaşanan onca zalimlik ve kıyıma keşke biz de sulh hakimi gibi bağırarak hayır diyebilsek; acı çekmek, dışlanmak, zarar görmek pahasına bile olsa.