Boabdil, varsıl fakat mutsuz, unutuluşa doğru yol alıyordu. Granada'yı görebileceği en son sırta ulaşınca, uzun bir süre hareketsiz kalarak, üzgün bir yüzle, ruhsal bir uyuşukluk içinde kente bakmış. Kastilyalılar bu sırtlara, "Arabın Son İç Çekişi” adını vermişler, çünkü derler ki düşmüş sultan orada utanç ve pişmanlıktan seller gibi gözyaşı dökmüş.
Sultan sözünü bitirmeden Estağfirullah kapıya doğru davrandı. Öfkesinden ötürü daha da topallıyordu. Dudaklarından şu korkunç sözler döküldü: Tanrı'nın Kitabında "Siz insanlar arasında en üstün ulussunuz," dediği bizler miydik?
Görüşmenin başından beri sesini çıkarmadan oturmakta olan Ebu Hamr, geniş omuzlarıyla yanındakilere çarparak yerinden fırladı. 'Ona bir şeyler verebileceğimizi söylüyorsunuz. Ne verebiliriz? Niye sözcükler boğazınızda tıkanıp kalıyor? Fernando'ya sunmak istediğiniz altın bir mumluk değildir; ne de bir onur kaftanı, ne de on beş yaşında bir köle kız. Fernando'ya sunmak istediğiniz bir kenttir. Ozanın,
Eşin, benzerin yok Granada,
Ne Mısır'da, ne Suriye'de ne de Irak'ta.
Bir gelinsin sen;
Bu topraklar da çeyizin.
diye yazdığı kent.