Kendi kendine yalan söyleyen herkesten önce alınır. Bazen alınmak pek tatlı gelir değil mi? İnsan, kimseden kötülük görmediğini; kırgınlığını kafasından uydurup laf olsun diye sırf sahne yaratmak için yalana sarılarak pireyi deve yaptığını bildiği halde surat asar, büyük bir zevkle gücenir ve bunu gerçek nefrete kadar da götürür.
İşten, çeşit çeşit acı ve sürekli haksızlıktan, kişisel ve dünyevi günahlardan ezilmiş olan basit, alçakgönüllü Rus ruhu için en büyük ihtiyaç, teselli, kutsal bir varlık, bir ermiş bulup önünde secdeye kapanmaktır.
Gerçekçinin imanı mucizeden doğmaz; iman, mucizeleri doğurur. Böyle kimse bir kere iman edince artık kendi gerçekçiliğinin zorunluluğu olarak mucize olanağını da kabul etmek zorundadır.
Sanki her davranışı hoş karşılayıp ayıplamıyor gibi görünüyor, gene de çoğu zaman acı acı üzülmekten kendini alamıyordu. Bu bakımdan git gide öylesine egemen oldu ki, ilk gençliğinde bile hiçbir şeyi yadırgamaz, şaşırmaz, ürkmez hale geldi.