Eşref-ül-mahlûkat olduğu ortada. Merakıyla, yasak meyveyi yedikten ve cennetten kovulduktan sonra da ve hâlâ. Zaten yasak meyveyi yemenin getirdiği bilinçle başlamıyor mu macera? Bunun için değil mi Âdem'le Havva'nın, bütün öykülerin özünü öykülerinde topluyor olması?
Bütün bunlardan sonra; ne yapıyor kendi “Matrix”inin içinde Matrix filmleri üreten “sistem”? Kendisini bekleyen geleceği eklembacaklı makine efendiler görselliğinde simgeleyen batı, yerine düşündükleriyle birlikte kendisini de içine alan yapay bir çark istikametinde her şeyi tüketim metaına dönüştürmüştür. Öyle ki kendi kendisiyle yüz yüze gelmenin acı meyvesini yemeye başladığı, aynadan geçen Alice kadar gerçek olan batı, sözü geçen pazar mantığı içinde bizatihi bu problematiğin kendisini dahi metaa dönüştürerek pazarlamaktadır. Bol bol Muhyiddin Arabi yağmalayarak ve pazarlayarak. Bunu başardığı muhakkak. Muhyiddin Arabi “okunmayan” ülkemde Simyacı “vb” kitaplar iyi “satıyor”.
Harikalar Diyarındaki Alice telmihleriyle örülen metinde telkin edilir ki, kader zannedilen şey, kapılar karşısındaki özgür seçimlerden ibarettir. Kişi kaderini yazar. Size sunulan ilâçlardan birini seçersiniz. Ya her şeyi unutarak geri dönersiniz, hiçbir şey hatırlamaz ve Matrix içindeki yaşamınıza devam edersiniz, kolay yol. Ya da diğer ilâcı içersiniz ve gerçeğin ne olduğunu öğrenirsiniz. Ama hiçbir şeyin garantisi yok, sadece gerçeğe giden kapının önüne bırakılacaksınız, onu açacak olan sizsiniz, zor yol. Size vaad edilen sadece acıdır. Devam demeyi, acıyı ve gerçeği bir tek seçilmişler seçebilecek yürekliliktedir. Üstelik bazen devam dedikten sonra geri dönmeyi yani her şeyi unutmayı talep edenler olsa da. Çünkü devam etmek, o da sadece seçilmişlerin başarabileceği iştir.
Acaba kadınlar bizzat aşkın kendisiyle yetinirken; erkekler aşkı, görevlerini ve hayatlarını kolaylaştıran ve güzelleştiren bir şey olarak mı istemektedirler?