Öyleyse aslolan: “Yaklaşma”. Öyleyse Rabbim, insan yaratılmışlığımın sorumluluğuyla en fazla baş başa kaldığım şu anda, şu odada, sen bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Beni, insan yaratılmışlığımın en doğal akışını kendine ait olmayanlardan sakındıracak güçle insan et.
Rabbim, dedi, Yûsuf, sen bana, kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda, Züleyha’yı istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Katından bir esirgeme ver. Değil mi ki isteğe yaklaşınca, istememeyi istemek artık imkânsızlaşır. Bu yüzden değil mi Rabbim, senden gelen yasaklar “yapma” ile değil “yaklaşma” emri ile başlar. Yaklaşırsam eğer şu içimdeki doğal olan akışla Züleyha’nın ırmağına, yaklaştıktan sonra “yapmam” diyemem. Üstelik yaklaşırsam eğer yapmamayı da artık dua edemem. Daha kolay olan “yapma” değil “yaklaşma”.
Arş'ın gölgesine talip olduktan sonra ağaç gölgesinde uyuklayamazsın. Büyük insan olmak, büyük gayelerle yaşamaktır. Büyük gayelerle yaşayan da büyük düşünür, büyüğü düşünür. Büyük düşünmenin en belirgin farkı, sıradanlaşamamaktır. Kitlelere takılıp kalmamak büyük olmaktır. Mü'min 'herkes' değildir ki, herkes gibi olsun. Mü'min farklıdır; imanı onu farklı kılar, tek kalmaya, örneksiz ve eşsiz olmaya götürür. İnsanlar ne yaparsa yapsın o, insan olmanın onurunu yerleştirir zihnine. İnsan olmanın gereği olan kulluğu canlı tutar. Sürünmez, süründürmez.
Sayfa 93 - Tahlil Yayınları, 10. Baskı, 2019·Kitabı okuyor