"Sana su dökemeyecek kadar ateşim ben... Küllerinden arındıramayacak kadarsa duman... Çünkü o kadın benim. Her şeyin en kötüsü bana aitken karşımdaki sen; bir katilin ruhunun derinlerinde gizli duran, o ruh o bedenden ayrılmadan çıkamayacak kadar aciz, küçük bir çocuk olabilirsin."
“Peki... Çağan. En son cuma günü görüştük ve yarın okulda tekrar bir araya geleceğiz. Bugün neden buradasın?”
Yüzünden eksik etmediği gülümsemesiyle sırtını tezgâha dayadı, etrafta başka insanlar varmış da duymamaları gerekiyormuş gibi bir fısıltıyla “Varlığını hissedemeyince hırçınlaşan bir adam oldum. Boş… Eksik bir adam…” dedi. “Son parçamı sende bulmaya geldim.”
“Yapma! Seni hak eden bir ruha sahip değilken olmayacak ümitlerle çamuruma bulaşma.” dedim. Attığım adıma karşılık bir adım da o gelirken “Amacım çamuruna bulaşmak değil.” dedi tüm keskinliğiyle. “Ben seninle batmak istiyorum.”
Çağan Bey bir anda önümde belirdi. Kardelen ve hercaiyi göstererek “Sen onlar değilsin.” dedi. Söylediğini anlamlandıramıyordum.
Bu sefer en kenardaki orkideyi gösterip etrafta birçok insan varmış ve onların duymalarını istemiyormuş gibi “Sen osun.” diye fısıldadı.
Ona tam orkidenin ne anlama geldiğini soracakken arkasını döndü, beni beklemeden kafenin çıkışına doğru yürümeye başladı.
Ortaya bir cümle atıp kaçmasına sabır çekerken arkamdan Çağın Bey’in “Ahu!” deyişiyle tekrar ona dönüp “Buyurun.” dedim. Dudakları samimice kıvrıldı: “Orkide... Yeryüzünde açan ilk çiçektir ve diğer tüm çiçekler onun soyundan gelir.”