İNSAN ZEKÂSI YAPAYLAŞIYOR MU?
Bugünlerde yapay zekâ konusu herkesin mâlûmu olan bir televizyon eğlenceliği dolayısıyla daha önce bu konuya sadece uzaktan bakmış kesimlerin bile ana gündeminde. Olayın parodi seviyesindeki kurgusallığını, kavramsal "benyaptımoldu"culuğunu ve medyatik "artiz"liğini buraya bu kadarcık not edip geçeceğim. Ancak meselenin geniş kitlelerin gündemine bu seviyede taşınıyor olması hususunun ne kadar dramatik olduğu vurgusunu da bu nota ekleyerek... Yapay zekâ meselesi yeni dünyanın varoluşsal (egzistansiyalizm) gündeminde muhtemel ki en temel konu başlıklarından biridir bugün. Geniş kitlelere, hayatı kolaylaştırması gibi teknolojik avantajlarıyla, kontrolden çıkarak insan ırkını tehdit eder hale gelebilecek olması gibi fütüristik tartışmalarıyla ya da istihdam yapılanmalarında insan unsurunu devre dışı bırakabilecek olması gibi ekonomik felaket senaryolarıyla ulaşıyor bu konu daha çok. Bunlar kısmen bugün ilk işaretlerini alıyor olsak da daha ziyâde geleceğe dönük projeksiyonlardan çıkan tartışmalar. Yapay zekâ konusunda daha acil tartışma başlığının atlandığını düşünüyorum ben acizâne. Nedir o başlık? Yazının da başlığı aslında: İnsan zekâsının yapaylaşması! Dikkatini gelecekte yapay zekâya sahip makinelerin yapabileceği tehlikeli işlere yoğunlaştırmış kalabalıklar için, belki çok daha ürkütücü olması gereken bir mesele bu! -Gökhan Özcan, "Yapay Zekâ mı, İnsan Zekâsının Yapaylaşması mı?", yenisafak.com, 31 Ağustos 2023-
gökhanözcanyazıları
Ev Sahibesi ve Beyaz Geceler okunduktan sonra;
Dostoyevski'nin kurmaca eserleri arasında hayalperest figürünün ilk kez göründüğü metin, Ev Sahibesi'dir "Gerçek"le temas kurması veya çatışması beklenen Ordinov, bunun yerine, izolasyondan güç bela sıyrılma fırsatı bulur bulmaz, hayal bile edemeyeceği kadar fantastik bir dünyaya doğru yola çıkar. Kuşkusuz, Ordınov'un karşılaştığı dünya, Rusya'nın bugününe de tesir eden mazisinin psişik "gerçekliği"dır. Fakat Dostoyevski, o tarihlerde bu "gerçekliği" Belinski'nin her şeyin "zorlama, abartılı, tumturaklı, yapay ve sahte" göründüğü bir tabloda "Marlinski ile Hoffmann'ı uzlaştırma"ya yönelik bir çaba olarak tanımladığı durumdan öteye götürebilecek sanatsal imkânlarda ustalaşmamıştı henüz. Ama bir sonraki benzer girişiminde, Ev Sahibesi'ndeki bu iki kusuru, hiç zorlanmadan düzelttiği görülür. Romantik folklorden tamamen vazgeçmış ve hayalperestin psikolojisini doğrudan sanatsal perspektifin ortasına yerleştirmiştir. Sonuçta ortaya, Beyaz Geceler adlı kısa ve büyüleyici hikâye çıkmıştır. Beyaz Geceler, Dostoyevski'nin Insancıklar'dan sonra yazdığı iki minik şaheserden biridir (diğeri de Öteki). Büyü, genellikle Dostoyevski ile anılan bir edebi nitelik değildir fakat bunu denediği birkaç seferde Dostoyevski, istediğinde bu ele geçmez niteliği de pekâlâ sergileyebilecek kadar çok yönlü bir yazar olduğunu göstermiştir. Beyaz Geceler, üslubunun keyif verici hafifliği ve zarafetiyle; ilkbahar esintileriyle dolu, gençlere özgü bir duygusallıkla bezeli atmosferiyle; zeki, zarif ve iyi niyetli parodileriyle Dostoyevski'nin erken dönem eserlerinin trajikomik ve satirik evreninden ayrı bir yerde durmaktadır. Ordinov ve bu yeni hayalperest tip, paylaştıkları izolasyon ve yalnızlık hisleri bakımından benzer karakterlerdir fakat Beyaz Geceler'deki hayalperest, insanlığın geri kalanına
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İzzet ve Celal sahibi Rabbinize tevbe edin. Allah'a dönün. Mallarınız ve servetlerinizle Allah'a şirk koşmayın. Maddi varlık ve güçlerinizi Allah'a ortak yapmayın. Mallarınıza ve servetlerinize güvenmeyin. Bilakis, Allah'a güvenin. O'na teslim olun. Mallarınızla beraber olmayın. Allah ile beraber olun. Abdülkadir Geylani Hazretleri (kuddise sırruhu)
Din İslam
Ödül Avcısı (Bounty Killer, 2013) 2010’ların başında çekilmiş ama ruhu net biçimde 90’ların video kaseti kokan aksiyon-komedilerinden biri. Büyük laflar, derin mesajlar yok; film zaten bununla gurur duyuyor. Derdi “dünya neden böyle oldu?” değil, “zaten böyle bir dünyadayız, şimdi bunu nasıl eğlenceli hale getiririz?” sorusu. Film, kurumsal dünyanın çöktüğü bir yakın gelecek kurgusunda geçiyor. Dev şirketler yıkılmış, sistem dağılmış. Ama bu çöküş asla ciddi bir distopya olarak sunulmuyor. Mad Max’teki gibi varoluşsal karamsarlık yok. Daha çok şu hissiyat var: “Şirketler gitti ama insan aynı insan, saçmalık kaldığı yerden devam ediyor.” Bu dünyanın yeni yıldızları “ödül avcıları”. Kim bunlar? Şirket artığı CEO’ların, kalıntı zenginlerin, sistemden kaçan tiplerin peşine düşen modern kelle avcıları. Film burada çok net bir mantık kuruyor: - Eski düzen çöktüyse, eski düzenin suçları da yeni bir şiddet ekonomisine dönüşür. Yani adalet falan yok; sadece eğlenceli bir kaos var. Baş karakter tam da bu kaosun ürünü: Sert, laf sokan, cool ama içi boş. Klasik “yalnız adam + silah + onur” kombinasyonu. Ancak film bu karakteri övmez, aksine hafif hafif ti’ye alır. Çünkü o tip kahramanların devri geçmiştir; kendisi de bunun farkındadır ama başka bir kimliği de yoktur. Bu yüzden sürekli “rol yapar” gibi yaşar. Filmin asıl numarası burada başlıyor: Bounty Killer aslında maskülen aksiyon kahramanlarının parodisi. Ama Scary Movie gibi boş parodi de değil. Daha çok, “bu adamlar hâlâ ortada ama artık dünyayı kurtaramıyorlar” diyen bir bakış açısı var. Kan bol, mizah sert, karakterler bilerek tek boyutlu. Film “kötü” olduğu için değil, bilinçli olarak ucuz olduğu için çalışıyor. Seyirciye göz kırpıyor: “Evet, saçma. Zaten öyle olması gerekiyor.” -Bounty Killer’da güç artık şakaya
“Bir öğretmen bin kişiyi eğitir; bin öğretmen ise bir milleti.” -Victor Hugo Başta şehit öğretmenlerimiz olmak üzere aydınlık nesiller yetiştirmek için geleceğe ışık tutan tüm öğretmenlerimizin , 24 Kasım Öğretmenler Günü kutlu olsun. ❤️💐
Öğretmen, sadece bilgi veren değil, yüreklere dokunan ve geleceği şekillendiren rehberdir. Tüm öğretmenlerin Öğretmenler Günü kutlu olsun🙏
Alıntı