Merhabalar, ben Sülde.
Saka ve Sanrı yazardan okuduğum ilk kitap (Medusa'nın Ölü Kumları'na başladım ama devamını getiremeden araya başka şeyler girdi) dolayısıyla bu kitap, yazarla
1920'li yıllar Fransa'da geçen bir aşk öyküsü. Erkek oyuncu 1. Dünya Savaşı'ndan dönmüş eski statüsünü yitirmiş Yves. Kadın oyuncu zengin kocası olan, alımlı, ekonomik sıkıntılara
İnsan için çiğ süt emmiş derler ki, böylesi nankörlüğün ve kibrinin körlüğü ile"cüceyken kendini dev sanma" gafleti içinde yozlaşma numunesi gibidir...
★
Bir zamanlar, büyük bir şehrin en
3 Mart 1920
İngiliz Dışişleri bakanlığındaki toplantı:
Mr. Cambon, ilk yapacağımız iş bunların milliyetçi liderlerini yok etmek olmalıdır. Türkler de bütün diğer doğululara benzerler başları ezilirse sönerler... Sultana bu adamları tutuklaması için baskı yapalım, müttefikler kendi aralarında kararlı olup sağlam hareket etmezlerse Türkler harekete geçeceklerdir, dedi. Lloyd George, Sultana şöyle deriz: Biz bütün etleri alıyoruz sen de birkaç kemikle yetin. Gerçekte Türkiye'den geri ne kaldı? En zengin, en verimli topraklarının hepsi ve imparatorluğunun yarısı gitti. Bütün bunlara ilaveten boğazlar işgal edildi, üstelik bütün masrafları da Türkler ödeyecek. Şimdi Sultan'a müjde verir gibi seni İstanbul'da bırakıyoruz, demenin anlamı var mı? Mustafa Kemal'e gelince, Yunanlılar hariç Türkler herkesten dayak yediler. Kendilerinin 1/3ü kadar olan Bulgaristan tarafından bile dövüldüler. Türklerin şöhreti yalancı bir şöhrettir ve müttefikler hala bu şöhretten dehşet duymaktadırlar. İngiltere kendi payına düşeni yapmağa hazırdır. Türklerle ancak savaşarak başa çıkılabilir.