“Ben on dokuz yaşındayken bekâret en önemli konuydu. Dünyadaki insanları Katolikler ve Protestanlar ya da Cumhuriyetçiler ve Demokratlar ya da beyazlar ve zenciler, hatta erkekler ve kadınlar olarak değil de biriyle yatmış ve yatmamış olanlar diye ikiye bölünmüş olarak görüyordum, iki insan arasındaki tek kayda değer fark buymuş gibi geliyordu.”
Cocuklugumdan beri adini surekli duydugum fakat okumaya ancak firsat bulabildigim bu kitabi okurken duygulanmamak elde degil. Kitapta en begendigim bolumlerden birinde şöyle diyor Barış: "Niye beni de yanında götürmedin ki İnci? Ben bavuluna girerdim ufacık olurdum. Bir keresinde saklanmıştım. Bulamamıştınız hiçbiriniz."
Asil uzucu olan ise bazi problemlerin hala eskisi gibi varligini devam ettirmesi. Dilegim uçurtmaların vurulamayacağı, Barışların ağlamayacağı günlerin bizim olmasi.