ilk defa édouard louis okudum. methini çok duyduğum bu nesildaşımla aynı adamlardan tiksiniyoruz ve roman diye satılan bu metni tabanca gibi... uzun, çok sıkı bir köşeyazısı.
gazete kursam édouard louis'yi başyazarlığa isterdim. fakat kimseye bu romanı öneremem çünkü ortada bir roman yok.
bunu kendi de biliyor ki "edebiyat bizi reddetti" diyor bir röportajında. fakat sefiller 150 yıldır insanların başucunda durur, germinal kitapta kalmayıp sinemalarda oynarken bu slogan bir bahaneden ibaret kalıyor. édouard louis, iyi bir romancı olamayacak kadar benci bir yazar. olupbiten her şey, girip çıkan her karakter onun yaşamındaki izlerden ibaret. anlatı kurmuyor, sadece anlatıyor. yazarla anlatıcının sesi o kadar iç içe geçiyor ki kitabı bitirdiğinizde hiçbir dünyaya girip çıkmadığınızı, kitabın kapağını açarken neredeyseniz orada olduğunuzu fark ediyorsunuz. yeni insanlar tanımadınız, kimseyi yargılamadınız, kendinizle yüzleşmediniz: işçi çocuğu bir fransızın derdini dinlediniz sadece ve ona hak verdiniz.