Gökyüzüne bakıyor, boşluktan inen yağmuru izliyor, harap avluda kendini dayatan dünya dışında görülecek hiçbir şey yok, usul usul ufalanan çimento alttan yükselen bir bitkiye yer açıyor, bahçe geçilince de dünyanın dayatması sürecek, dünya bunun rüya olmadığında ısrar ederken, bakan göze ne bu rüyadan ne de yaşamın bedeli olan ızdıraptan kaçmak mümkün zaten, özveri ve sevgi dolu bir dünyaya gelen çocuklarının dehşet dolu bir dünyaya mahkûm olduklarını görüyor Eilish, bitmesini istiyor bu dünyanın, yerin dibine geçsin istiyor bu dünya, sonra da bebek oğluna bakıyor, hâlâ masum olan çocuğa bakıyor ve kendisiyle nasıl ters düştüğünü görerek buz kesiyor, dehşetten merhamet, merhametten sevgi geldiğini ve dünyanın sevgiyle tekrar kurtarılabileceğini görüyor, dünyanın sonunun gelmediğini de görüyor, dünyanın sen yaşarken ani bir olayla yıkılacağını düşünmenin kibir olduğunu anlıyor, biten senin hayatın, sadece senin hayatın, peygamberlerin söylediği şarkının çağlar boyunca söylenenle aynı olduğunu anlıyor Eilish, kılıcın inişi, yanıp yıkılan dünya, öğle vakti dünyaya çarpan güneş ve karanlığa savrulan dünya, peygamberin ağzında vücut bulan bir tanrının uzaklara defedilecek kötülüğe kustuğu öfkesi, peygamber aslında dünyanın sonunu değil, yaşananları ve yaşanacakları, bazılarının başına gelse de bazılarının muaf tutulduğu şeyleri haber veriyor, dünyanın sonu daima tekrar tekrar gelir ama tek bir yerde, başka yerde değil, dünyanın sonu her zaman sınırlı bir olay olmuştur, ülkenize gelir, şehrinizi ziyaret eder, evinizin kapısını çalar, başkalarınaysa yalnızca uzak bir ikaz olur, bültenlerdeki kısa bir haber, olanların halkta ağızdan ağza yayılan bir yankısı...