Diyarbakır... Mevsimleri de insanları da keskin bir diyardı Kevser'in doğduğu topraklar.
Bu çetin çoğrafyanın insanına sunduğu şeyler, genellikle yokluk ve aza kanaat etmeyi öğrenmekti. Babası inşaatlarda ya da günübirlik iş bulursa, annesi de evlere temizliğe giderek geçinirlerdi. Babaları Bekir eve kuma getirmiş ve o zamanlar en küçükleri olan Musa doğmuştu. Kevser'den önce Zarife Ablası ve Ferhat Abisi geliyor, kendinden
sonra Hatice, Salih, Musa.
İçmediği günler içine kapanan Bekir, içtiği zamanlar bir şeytana dönüşüyordu. Bir gece Fatma iniltiler duyar ve gördüğü manzara karşısında çarpılır.. Hışımla mutfağa gider, ekmek bıçağını kaptığı gibi Bekir'in boynuna dayar. Andım olsun seni şuracıkta gebertirim, Şeytanın dölü, öz kızın mı kaldı hallenmedik? Hele bir daha yap seni kızgın yağla yakarım der.
Kevse daha 12 yaşındaydı ve abisi Ferhat tarafından istismara uğramıştı. Çok dayak yiyordu Kevser abisinden, onu mecbur etmişti bu ilişkiye. Bir müddet bu böyle devam etti. Ondan
sonra Kevser'in hayatı toparlanmamak üzere darmadağın oldu.
Ama bir gün annesi hastaydı, eve geldiğinde tesadüfen banyoda inleme sesleri duydu, aralık olan kapıdan içeri baktı ve... Dev bir yıldırım üzerine düştü sanki. Bütün vücudu elektiriğe kapılmış gibi titremeye başladı. Ne ağrı kaldı midesinde, ne fikri kaldı aklında. Kalan son dünyası da başına yakıldı, ezildi, yok oldu.
Fatma bu olaydan sonra hastanelik oldu. Sonraki günlerden Fatma sobayı tıka basa doldurdu, herkes uyuyunca
bacaya bağlanan boruyu bağlantı yerinden söktü, Çocuklarından özür dileği ve yatağına yatıp gözyaşlarını içine akıtarak son kez uykuya daldı. Ölüm sobadan yükselen karbonmonoksite sarılmış, oradaki herkesi kuşatmıştı .
Tesadüfen Kevser ve Musa hayatta kaldılar.
Kevser gözlerini hastanede açtı. Ablası Zarife