Bir akşam Drusilla kapımı çalıp "Claudius Amca!" dedi. "İmparator seninle hemen görüşmek istiyor. Çabuk gel. Sakın oyalanma."
"Benimle neden görüşmek istiyormuş ki?"
"Bilmiyorum. Ama Tanrı aşkına onun huyuna suyuna git. Elinde kılıç var. İstediği şekilde konuşmazsan seni öldürür. Bu sabah kılıcı boğazıma dayadı. Onu sevmediğimi söyledi. Sevdiğime dair defalarca yemin etmek zorunda kaldım. 'İstersen öldür beni canım,' dedim. Ah Claudius Amca, ben neden doğdum ki? O deli. Hep öyleydi. Ama artık delirmenin de ötesine geçti. İçine şeytan kaçmış."
Caligula'nın yatak odasına gittim; yerlere kalın halılar serilmişti ve ağır perdeler çekiliydi. İçerisi komodindeki gaz lambasının cılız ışığıyla aydınlanıyordu. Odanın havası pis kokuyordu. Caligula beni huysuz bir sesle karşıladı. "Yine geciktin? Acele etmeni söylemiştim sana." Hasta görünmüyordu, sağlıksız görünüyordu o kadar. Yatağının iki yanında baltalı, güçlü kuvvetli, sağır ve dilsiz birer koruma duruyordu.
Onu selamlayıp "Ah, olabildiğince çabuk geldim!" dedim. "Topal olmasam anında gelirdim. Sizi sağ görmek ve sesinizi tekrar duymak ne güzel Caesar! Kendinizi daha iyi hissettiğinizi ummaya cesaret edebilir miyim?"
"Hasta değildim aslında. Dinleniyordum o kadar. Bir de dönüşüm geçiriyordum. Tarihin en büyük dinsel olayı bu. Şehir' de çıt çıkmamasına şaşmamalı."
Kendisine sempati duymamı beklediğini hissettim. "Dönüşüm zor oldu mu İmparator? Olmamıştır herhalde."
"Zordu, kendimi doğurmak gibiydi. Doğumum çok zor geçmişti. Neyse ki onu unuttum. Veya unuttum sayılır. Erken gelişmiş bir çocuktum ve bu dünyaya gelmemden sonra beni yıkayan ebelerin hayran yüzlerini de, verdiğim mücadeleden sonra canlanmam için dudaklarımın arasından akıttıkları şarabın tadını da hatırlıyorum."
"Bu müthiş bir anı İmparator. Peki yaşadığınız bu