Claudius kelimesinin anlamı ile başlamak isterim ilk önce. Claudius kelimesinin anlamının 'topallamak' olduğunu belirtmeliyim. Cladius'un bu adı almasının sebebi ise onun bir bacağının çocuk felci yüzünden kısa kalmasından dolayı topallaması ve kekelemesidir. Bu yüzden aile üyeleri tarafından pek sevilmemiș bir imparator olmuştur. Cladius 4. Roma imparatorudur. Ve Claudian hanedanından olan Cladius, Augustus, Tiberius, Caligula ve Neron vardır. Cladius Roma dışında(Galya) doğan tek imparator olma özelliği de taşır.
Kitapta Tiberius Claudius'un otobiyografisinden alınan bir romandır. Bir kitap yazarak başından geçen tüm hayat hikayesini kaleme alan Cladius, oldukça ilginç yaşamı ve başarılı imparatorluk ile tarihte yerini almıştır. Robert Graves Cladius'u zeki, sevecen, sevgiye ihtiyaci olan, merhametli bir imparator olarak tasvir etmiş. Cladius aile tarafından aptal muamelesi görmüştür fakat daha sonra hukuk alanında oldukça başarılı olmuştur. Kendisini hukukçu sıfatıyla da tanırız imparatoru. Bazı kaynaklar tarihçi olarak da adlandırır.
Kuzeni Caligula Cladius'u topal olma sebebiyle hemde akıllı olduğunu düşündüğünden onu öldürmez. Hatta der 'seni öldürmeyeceğim rahat ol, Claudius!' Ayrıca kısaca bahsetmek isterim ki Cladius'un kuzeni olan Caligula rahatlığı, zevk düşkünü ve israfı ile halka zülm eden bir imparatordur. Oldukça sapkın kişilik sahibi olduğu için beni Roma tarihine çekmeye başarmıştır.
Benim dikkat çeken bir yeri var kitapta. Bir köle bir rüya görür Cladius' a anlatır. Rüya ise; küçük sakat bir çocuktun hırsızlıklar babanın evine girip babanı ve tüm aileni öldürdüler,ama sen kaçıp ağaca tırmanıp bekledin. Hırsızlar evden çıkıp çaldıkları eşyaları paylaşmak için ağacın dibine oturdu ve aralarından anlaşmazlık çıktı ve hepsi birbirini
"Kötülük sevgi değil, saygı uyandırır."
İyi ve kötü, sevgi ve saygının sorgulandığı tarihi bir kurguya hazır mısınız?
Roma İmparatorluğunun şanı, şöhreti, yönetimi ve entrikalarını dönemin imparotoru Claudius'tan dinlemeye ne dersiniz?
Bu sıra dışı imparator, tarihçi ve yazar; ailesi tarafından engelleri olması nedeniyle hiç sevilmiyor. Topal ve kekeme olan Claudius'un fiziksel özellikleri sarayda yaşamasını da sağlamış.
Bir anne olarak kitabı okurken; gel oğlum bana şiirlerini oku, konuşalım diyesim geldi. Anne, baba sevgisinden uzak sadece öğretmenlerin eğitimleriyle kendini yetiştirmiş bir imparator...
Kitabı okurken; Romalıları ikiye ayırdım. İyiler ve kötüler... Kadınlar genelde kötü erkeklerin de yarısı kötü olduğu saray da Claudis gibi birinin yetişmesi ise mucize.
Yazarın; tarihi, kurgu ile harmanlamasını çok başarılı buldum. Dil sade, anlatım güzel. Tek sorun karakterlerin isimleri. Kitap bu kadar başarılı olunca onun da çözümü eski usul yazmak oldu.
Tarih tekerrürden ibarettir. Bu sav her koşulda tekrarlanır. Okurken sık sık Osmanlı dönemi tarihini de sorgulattı. Özellikle askeri yönetim ve saray hayatı üzerine pek çok benzerlikler de bulunmakta.
Kitabın en sevdiğim özelliği ise yazarın saray entrikalarını alaycı bir dille biz okuyuculara geçirirken güldürttü ve çok da düşündürttü.
İyi ki okuduğum kitaplara Ben, Cladius'u eklediğim için çok mutluyum. Takdir sizlerin. Keyifli okumalar dilerim.
Ben, ClaudiusRobert Graves · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025599 okunma
Nefret kelimesini yahut nefret söylemi içeren cümleler kullanmak istemiyorum. Lakin insanlarda ki güç istencinin doğurduğu , iktidar hırsı ve sarhoşluğunun ,onları soktuğu hal ve iğrençliklerden haz etmiyorum, iğreniyorum. İnsanlara kan kusturan zorba tiranlardan nefr… o kelimeyi kullanmayacaktık değil mi ?
1- 80li yıllarda televizyonda- o zamanlarda tek kanalımız vardı. TRT – ailecek beğenerek izlediğimiz geç saatlerde yayınlanan bir dizi vardı. Adı : Ben Claudius.
2- Yıllar yılları kovaladı 2000 li yıllara geldik. Bir de baktım ki, afili bir kapakla T.İş B. Kültür Yayınları bir kitap yayınlamış , ilk baskısı 2015 tarihli .Adı : Ben Claudius.
3- Okumak bu zamana nasipmiş. Çevirmen, Dost Körpe. Yazar Robert Graves; 1934 te yazmış bu kitabı. 1.Dünya Savaşı sonrası ve 2. Dünya savaşı önünde. Faşizmin tavan yaptığı, yükselen değer olduğu yıllar. Bu kitabı yazmasında devrin siyasi popüleritesi etkin oldu mu bilmiyorum ama zamanlama manidar.
4- Umberto Eco’nun üretkenliği ve aktifliğinin yanında pek esamesi anılmasa da Graves’i Eco’ya benzetmişimdir. Eco nasıl ortaçağ uzmanı ise Graves’te ilk çağda söz sahibidir. Graves’te Eco gibi romanlar yazmıştır ama edebi yönden Eco daha üstündür.
5- Graves pek bilinip ve okunan bir yazar değil, en azından 1000K platformu verilerine göre. Steinback’a Nobel edebiyat ödülü verildiği sene Graves’te adaylar arasında idi. Ödülü Graves alsaydı sanırım okuyucu kitlesi daha fazla olurdu.
6- Kitaba gelirsek .. ilk önce tarihi bir kurgusal Roman; Ben Claudius.
7- Sezarın ölümü sonrası çıkan kargaşa sonrasında iktidarı ele geçirmek isteyen Sezar karşıtları ve yandaşları arasın da ki savaşı , Sezar yandaşları kazanır. Üçlü Hükümdarlık kurarlar. Bunlar daha sonra Augustus lakabını alacak olan Sezarın yeğeni ve evlatlığı Octavius, Marcus
1 aydan fazladır hallaç pamuğu gibi attığım "Ben, Claudius" sonunda bitti.
Çok yorgunum dostlarım.
15 sezonluk tarihsel bir dizi bitirmiş gibi hissediyorum kendimi. Muhteşem Sülüman halt etmiş Claudiusların yanında. Kaos, entrika, iyiler ve kötüler, taht savaşları ve türlü türlü arkadan iş çevirmelerle dolu bir 500 sayfa okudum ama 5000 sayfaya bedeldi. Keyifli mi derseniz keyifli ve akıcı. Araya kitaplar girmesine rağmen kopma yaşamadım. Tam dizi tadındaydı yani. Ama benlik mi diye sorun bi? Hayır değil. Soyağacının karmaşası da ayrı bi yordu, tüm isimler birbirine benziyor sanki. Hangisi dede hangisi babaydı karışıyor. Ya da ben alışık olmadığım için karıştırdım bilmiyorum. Neyse sırada Tanrı Cladius var. Cla Cla Claudius'un tanrılığını merak ediyor olsam da bi 500 sayfalık daha entrikaya hazır mıyım emin değilim. Bizi izlemeye devam edin.
Kitapla kalın.
Ben, ClaudiusRobert Graves · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025599 okunma
Julius Ceaser'ın ölümünden sonra iç savaştan başarıyla çıkan Augustus imparatorluğun ilk yöneticisi olur. Sonrasında Tiberius, Caligula gelir ve birinci ağızdan dinlediğimiz Claudius'un İmparator olacağı döneme değin sürer anlatım.
Bu kitabı okuyunca, kişinin günümüz koşullarındaki umutsuzluğu bir nebze azalacaktır. Bugün her ne kadar eleştirilecek ve doğru'dan uzak onlarca şey olsa dahi, romanın geçtiği dönem, Mö 1. YY'nin ikinci yarısı ve Ms 1. YY'nin ilk yarısındaki atmosfere şahit olunca insanlığın ne gibi durumları geride bıraktığını ya da en azından, bir miktar uzaklaştığını göreceksiniz.
İmparatorlar vatandaşlarına düzenin sürebilmesi için belli aralıklar arasında tutulması gereken şeyler olarak bakarlar. Kendilerinin yasallığını kabul edecek, gerektiğinde onurlandıracak şeyler olarak, gerektiği kadar verilir. Temeli halka dayanan ama yaşam halkasının en sonunda yer alan halk, güç savaşının içinde her an her şeylerini kaybedebilecekleri bir hayatı yaşamaya çalışırlar. Ki günümüzde de aynı versiyon biraz yumuşatılarak yaşanır. Bazı haklar sözde garanti altına alınmıştır sadece o kadar.
Okuyacaksanız beklenilen kurgu ile karşılaşmayacaksınız, imparatorlar değiştikçe karakterler de değişecek ve isim benzerlikleri nedeniyle karışıklar da olacaktır. Akıcı bir romandan öte, ağır ağır ilerleyeceksiniz. Umarım benimki kadar ağır olmaz :) Keyifli okumalar..
Ben, ClaudiusRobert Graves · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025599 okunma
Kitapta kısaca aynı zamanda bir Tarihçi olan Roma İmparatoru Claudius'un ağzından kendisini o konuma getiren süreç anlatılıyor.
Doğumundan sonra geçirdiği hastalıklar nedeniyle bir ayağı kısa kaldığı ve kekeme olduğu için aslında oldukça aklı başında ve mantıklı olan Claudius'un zekasının da geri olduğuna inanılmasını tıpkı bizim yaşadığımız şu çağdaki "kusursuz beden" problemine benzettim ben. Yine de olayların gelişimine bakınca Claudius'un hayatta kalmasının ve tahta geçmesinin en önemli sebebinin zararsız bir geri zekalı sanılması olduğu da görülüyor.
Julius Ceaser'ın öldürülmesi ve kitaptaki ifadeyle Evrensel amfiteatrda herkesin birbirine girmesinden sonra ayakta kalan son iki adam Marcus Antonius ve daha sonra Augustus olarak anılacak olan Octavianus'un dönemiyle başlıyor roman. Herhangi bir beklentiyle okumaya başlamamıştım ama yine de Augustus, Tiberius ve Caligula dönemleriyle ilgili bir romandan beklemeyeceğim kadar ayrıntıyla karşılaştım. Roma Tarihine çok önemli bir merakım yoktu ama bende öğrenme isteği uyandırdı okuduklarım.
İsimlerin birbirine olan benzerliği, evlilik ve evlat edinme gibi durumlarla ailelerin ve nesillerin iç içe geçmesi sebebiyle bir karmaşa yaşandığı doğru. Kitabın başında Claudius'un ağzından kendisinin de Tarih araştırmaları sırasında bu karmaşa yüzünden vakit kaybettiğini ve öfkelendiğini, dolayısıyla kitabında karmaşıklığa sebep vermemek için uğraşacağını okuyoruz. Gerçekten de ben isimler konusunda bir karmaşa yaşamadım. Bunun sebebi yazarın bölümleri acele etmeden, detayla ve belirgin sınırlara ayırarak yazmayı başarmış olması bence. Karışıklık yaşanması muhtemel durumlarda ise kimin aslında kim olduğu metin içerisinde kısaca hatırlatılmış. Buna ek olarak karakterlerin kurgu olmadıkları için çok yönlü anlatıldıklarını, aynı
Tiberius Claudius Drusus Nero Germanicus vs.
Bu kitabı Roma’nın 4. İmparatoru kısa ismiyle Claudius’un ağzıyla okuyorsunuz. Kitap aslında iki serinin ilk kitabı. Akıcı bir dille yazılmış bu romanda Claudius oluyor ve Roma’daki güç dengelerini, insanları, tarihi tüm çıplaklığıyla görüyorsunuz. Kitap bir araştırma tarih kitabı değil, yani sıkıcı değil. Akıcı dille yazılmış bir roman, adeta Claudius ile beraber sürükleniyorsunuz. MÖ’den başlayıp MS 41 yılına kadar tüm her şeye şahit oluyorsunuz.
Claudius’un ağzından yazılan bu ilk kitapta önceki 3 imparatorun hayatlarını okuyoruz. Bunlar Augustus, Tiberius ve Caligula. Hayatta kalmasını ve imparatorluğa kadar yükselmesini gerizekalı rolünü iyi oynamakla ve insanları buna inandırmakla sağlayan Claudius, aslında bir tarihçi ve bu kitabı da bizlere uzun zaman önce yazmış. Claudius ile beraber kâh eğleniyorsunuz kâh ona acıyorsunuz ama o kadar güzel sürükleniyorsunuz ki kendinizi kaptırıyorsunuz.
Kitapta çok fazla isim var ama buna takılmamak gerekiyor. Zaten üstünde durmanızı gerektiren isimlerin üstünde gayet iyi duruyorsunuz Robert Graves’in dili sayesinde. Roma tarihine biraz aşina olan herkes zaten çok kolay ve rahat okuyabilir.
Biraz kurgu biraz gerçek roma tarihi. Kekeme, topal, kıt akıllı Claudius’un gözünden (kendisi de dahil) ilk dört imparatorun hikayesi. Pembe dizi tadında kimin eli kimin cebinde kim kimin nesi oluyor derken bir solukta okunuyor ( şaka bir yana gerçekten güzel kitap, çok yıllar önce TRT de yayınlanan diziyi de hatırlamama vesile oldu o yüzden daha da çok sevdim, oldlaikdays) #benclaudius #robertgraves
Ben, ClaudiusRobert Graves · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025599 okunma
"...Hukukun ihtişamını şahsi garezden kaynaklanan önemsiz eylemlerin intikamını almakta kullanmak kişinin zayıflığını, korkaklığını ve cibilliyetsizliğini uluorta ilan etmesi demektir."
Roma mı arıyorsunuz o zaman aradığınız herşey burada.
Öncelikle kitaba ilk başladığınızda bu kadar isim nasıl aklımda tutacağım diye canınız sıkıyor. Derken Robert Graves ya da Tiberius diyelim sizi rahatlatıyor. Merak etme hepsini güzel açıklayacağım diyor.
Augustus benim cok eksik oldugum bir alandı. Kitapta tam merak ettiğim kısımdan başladı. Ölümünden sonra ise nasıl tanrılaştığı beni hayret ettirse de hak ettiğini düşünmüyor değilim.
Livia beni büyüledi. Ne Babaanne ama Hürrem Sultan felan öpüpte başımıza koyalım arkadaşlar.O olmasaydı bu günlere Roma kesinlikle gelemezdi. Büyük günahlar büyük bedeller ama hayatta istediği tek şey tanrıça olmak olacaktır.
Gene de herşeye rağmen Augustus- Livia ikilisinin Roma’yı nerelere getirdiğini, hükmetmenin zorluğunu en ince ayrıntısına kadar görüyorsunuz.
Germanicus... Herkesin en sevdiği tarihi kişilik olacaktır. Örnek bir komutan liderde olmasını istediğiniz ne varsa herşey karsınızda olacak. Her haraketiyle gurur duyuyorsunuz. Herkesin olmasını istediği evladı,babası,lideri,komutanı. Bu kadar ütopik bir karakterin başına bir şeyler gelmemesi düşünülemezdi zaten.
Tiberiusla tanıscaksınız. Kötü karakter ve iyi yöneticiliği tadacaksınız. Para nasıl kararında yenilir içilir, kalan miras evlat tarafından nasıl tüketilir dersini veriyor Tiberius bizlere. Genede ben sevdim kendisini Roma’nın kötülüğüne devlete saygılıydı ve iyi bir askerdi. Korkuyla yönetmeyi iyi biliyordu.
Ve sonra Caligula ile kötülüğün yeryüzündeki halinin ilah olarak dünyada dolaşmasını göreceksiniz. Küçük çizme büyük bir şeytan aslında. Atını Senato üyesi yapan bir lider düşünün. Kız kardeşleriyle ilişkiye giren. Para için herkesi katletmeye açık olan. Yatacak yeri yok diyebilirim. Roma nasıl bunca yıl sabretmişler hayretler içerisinde
İngiliz şair, romancı ve eleştirmen Graves, Londra’da dünyaya geldi. Yüz yirmiyi aşkın yapıtı arasında I. Dünya Savaşı klasiklerinden Good-Bye to All That (1929; Her Şeye Elveda) adlı otobiyografik yapıtıyla, tartışma yaratan kapsamlı mitoloji araştırmaları da vardır. Londra’daki Charterhouse Okulu’nda öğrenciyken şiir yazmaya başladı. Ben, Claudius (1934) ve devamı niteliğindeki Tanrı Claudius (1934) dışında ünlü Bizanslı komutan Belisarios’un yaşamını öyküleştirdiği Count Belisarius (1938; Kont Belisarios) ve The Golden Fleece (1944; Altın Post) yazdığı diğer tarihsel romanlardır. Graves, The Golden Fleece için araştırma yaparken mitoloji konusunda geniş çaplı bir çalışmaya yönelmiş, bunun sonucunda The White Goddess: A Historical Grammar of Poetic Myth (1948; Beyaz Tanrıça: Şiirsel Mitosun Tarihsel Grameri) adlı yapıtı ortaya çıkmıştır.