Her toplumda benim gibi, tabiri caizse yaşamaya gücü olmayan kusurlu varlıklar yitip gitmeye mahkumdur belki de. Fikirleri ya da başka bir şey yüzünden değil, kendileri yüzünden. Fakat benim küçük bir mazeretim var. Yaşamamı zorlaştıran şartların ağırlığı altında eziliyorum.
Yıkım, acıklı ve hüzünlü olmasının yanı sıra güzeldir. Yıkımın, yeniden inşanın, mükemmel hale getirmenin hayali... Yıkım bir kez meydana geldiğinde, yeniden inşa günü ebediyen gelmeyebilir; ama içimdeki bu aşkın gerektirdiği üzere yakıp yıkmalıyım.
"Çağımızın kaygısı" denen şeyden dolayı insanlar birbirlerinden korkuyor, düşünceler saldırıya uğruyor, çabalar alay konusu oluyor, mutluluklar inkar ediliyor, güzellikler kirletiliyor, gurur ayaklar altına alınıyor.
Her gün, uyanacağımızı bildiğimiz bir rüyanın bitişini bekliyoruz. Bu çok acımasız. Keşke doğduğum için, hayatta olduğum için, insanlarla dolu bir dünyada olduğum için mutlu olabilseydim.
Acaba yaz yağmurunda doğan gökkuşağı gibi çabucak sönmüş müyüm yüreğinde? öyleyse söndürmeliyim ben de. Ancak söküp atmadıkça bu yüreği, sönmez renkler bu beden de.