Belki de şu an iman üzere olan kişi için, ezelde kararlaştırılan kaderin aksi (küfürle son) ortaya çıkabilir. Örneğin, o an mümin olan biri -Allah korusun- ileride küfre gidebilir veya şu anda kâfir olan biri ileride mümin olabilir.) Peki kim Allah'ın ona cenneti takdir ettiğini (kesin olarak) bilebilir ki?
Allah'tan korkanların gözyaşlarının sebebi de budur. Çünkü (son nefeste imanın selameti veya imansızlık), ezelde (Allah'ın ilmi ve kaderinde) takdir edilen sonucun bir meyvesidir. Bu ezeli takdir, ancak o takdir edilen durum (sonuç) ortaya çıktığında meydana çıkar ve bunu hiçbir insan bilmez.
...Hz. Ali (kerremallahu vechehû) şöyle demiştir: "İman, kalpte önce beyaz bir parıltı olarak belirir. Kul salih ameller işledikçe bu parıltı büyür ve artar, sonunda kalbin tamamı bembeyaz olur. Nifak (ikiyüzlülük) ise kalpte siyah nokta olarak başlar. Kişi haramları işlemeye devam ettikçe siyah nokta büyür, sonunda kalbin tamamı kararır ve mühürlenir. İşte bu, Allah'ın kalbi mühürlemesidir," Sonra da "Hayır! Doğrusu; kazandıkları (günahlar), onların kalplerini paslandırmıştır." ayetini okumuştur.
Nitekim Allah Teâlâ "Her ne kadar doğru söylesek de bize inanmazsın." buyurmuştur. Yani bizi tasdik etmezsin. İslâm ise teslimiyet, boyun eğmek ve bağlanmak anlamlar
içerirken isyandan, kibirden ve inattan vazgeçmektir. Tasdikin kendine özgü bir vardır. Dil ise onun tercümanıdr. Teslimiyet ise daha geneldir. Kalp dil ve bedenin tüm uzuvlarını kapsar. Kalple tasdik etmek aynı zamanda bir teslimiyet ve inkârı terk etmektir. Dille ikrar da teslimiyettir. Bedenle itaat ve boyun eğmek de teslimiyettir.
Sonuç olarak lügat bakımından İslâm daha genel, iman ise daha özeldir. İman, İslâm'ın en şerefli cüzünü ifade eder. Dolayısıyla her tasdik bir teslimiyettir ancak her teslimiyet tasdik değildir.