Eren GÜNDÜZ

Eren GÜNDÜZ
@pdsimurg
Bir fikri olmadan, neye yarar ki insan? Kemikten ve kandan oluşan boş bir kara deliğe benzer. Eren GÜNDÜZ
Hepimiz birbirimize benzemeliyiz. Anayasa’nın dediği gibi, herkes hür ve eşit doğmaz ama herkes eşit hale getirilir. Her insan diğer herkesin suretidir; o zaman herkes mutlu olur çünkü sinmelerine yol açacak, kendilerini kıyaslayacakları dağlar yoktur. Yani! Yandaki evde bulunan bir kitap, dolu bir tabancadır. Yak onu. Silahın mermisini al. Adamın zihnine zorla gir. Okumuş adamın hedefinin kim olacağını kim bilebilir? Ben mi? Onları bir dakika bile midem kaldırmaz. Böylece, sonunda tüm dünyadaki evler yangına dayanıklı hale getirildiğinde (geçen geceki varsayımın doğruydu), itfaiyecilerin eski işlerini yapmasına gerek kalmadı. Onlara bu yeni iş verildi... İç huzurumuzu koruma, aşağı olmaya karşı duyduğumuz anlaşılır ve haklı korku...
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Okul saatleri kısaltıldı; disiplin gevşetildi; felsefe, tarih ve dil dersleri iptal edildi; İngilizce ve imla dersleri giderek ihmal edildi, sonunda da neredeyse tamamen boşlandı. Hayat şimdide, iş öneme sahip, mesai sonrası her yerde hazza ulaşabilirsin. İnsan neden düğmelere basmak, elektrik anahtarlarını çekmek, somun ve cıvata takmak dışında bir şey öğrensin ki?”
“Mesele ölen kadın değil sadece,” dedi Montag. “Dün gece, son on yılda kullandığım onca keroseni düşündüm. Kitapları da düşündüm. Ve o kitapların her birinin ardında bir insan olduğunu ilk kez fark ettim. Onları düşünüp yazmak için epey zaman gerek. Bu daha önce aklımın ucundan bile geçmemişti.”
“O benim için bir hiç; kitapları olmamalıydı. Onun sorumluluğuydu, bunu düşünmeliydi. Ondan nefret ediyorum. Senin kanına girdi ve şimdi bir bakacaksın ki sokaktayız, evimiz yok, işimiz yok, hiçbir şeyimiz yok.” “Sen orada değildin, görmedin,” dedi Montag. “Bir kadının yanan bir evde kalmasına yol açtıklarına göre, kitaplarda bir şeyler olmalı... Hayal edemeyeceğimiz bir şeyler; orada bir şeyler olmalı. İnsan bir hiç uğruna kalmaz.” “Aklı kıttı.” “Senin benim kadar aklı başındaydı, hatta belki daha fazla... Ve biz onu yaktık.” “Olmuş bitmiş artık... Köprünün altından sular geçmiş.” “Hayır, sular değil; ateş. Yanmış bir ev gördün mü hiç? Günlerce için için yanar. Eh, bu yangın bana hayatımın sonuna kadar yeter. Tanrım! Bütün gece zihnimde yangını söndürmeye çalıştım. Çabalamaktan delirdim.” “Bunu itfaiyeci olmadan önce düşünecektin.” “Neyi düşünecekmişim!” dedi Montag. “Seçme şansı verildi mi ki bana? Dedem de, babam da itfaiyeciydi. Uykumda onların peşinden koşardım.”
Kitaplar kurumaya bırakılmış dev balık yığınları gibi yatıyordu. Adamlar dans ediyordu, ayakları kayınca da kitapların üstüne düşüyorlardı. Kitap isimlerinin altın sarısı gözleri parıldıyor, düşüyor, gidiyordu. “Kerosen!” Omuzlarına asılı 451 numaralı tanklardan soğuk sıvı fışkırttılar. Her kitabı kerosenle kapladılar, odaları pompalanan kerosenle doldurdular. Telaşla aşağı indiler; peşlerinden giden Guy Montag kerosen buharının arasında sendeliyordu. “Gelsene be kadın!”