Eren GÜNDÜZ

Eren GÜNDÜZ
@pdsimurg
Bir fikri olmadan, neye yarar ki insan? Kemikten ve kandan oluşan boş bir kara deliğe benzer. Eren GÜNDÜZ
“Millie!” dedi Montag. “Dinle. Bana bir saniye verir misin? Hiçbir şey yapamayız. Bunları yakamayız. Onlara bakmak istiyorum, en azından bir kez bakmak istiyorum. Sonra, Yüzbaşı’nın söyledikleri doğruysa, onları birlikte yakacağız, inan bana, birlikte yakacağız. Bana yardım etmelisin.” Aşağıya, Mildred’ın yüzüne baktı ve onun çenesini sımsıkı tuttu. Ona bakmakla kalmıyordu, onun yüzüne kendisi için ve ne yapması gerektiğini anlamak için bakıyordu. “Hoşlansak da hoşlanmasak da bu işin içindeyiz. Bunca yıldır senden pek bir şey istemedim ama bu sefer istiyorum, yalvarıyorum. Burada bir yerden başlamamız gerek, böyle berbat bir halde olmamızın sebebini bulmalıyız... Sen ve ilaç kullandığın geceler, araba, ben ve işim. Dosdoğru uçuruma gidiyoruz Millie. Tanrım, uçuruma düşmek istemiyorum. Bu iş kolay olmayacak. Devam etmemize faydası olacak hiçbir şey yok elimizde ama belki parçaları birleştirip meseleyi çözebilir ve birbirimize yardım edebiliriz. Sana şimdi o kadar çok ihtiyacım var ki anlatamam. Beni biraz olsun seviyorsan buna katlanırsın, yirmi dört saat, kırk sekiz saat, tek istediğim bu... Sonra bitecek, söz veriyorum, yemin ediyorum! Ve burada bir şey varsa, bu berbat durumdan tamamen kurtulmamızı sağlayacak küçücük bir şey bile varsa, belki onu başka birine aktarabiliriz.”
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Peki ya bir itfaiyeci kaza eseri, belirli bir niyeti olmadan bir kitabı alıp evine götürürse?” Montag ansızın kımıldandı. Açık kapı büyük, boş gözüyle ona bakmaktaydı. “Doğal bir hata,” dedi Beatty. “Sadece merak. Aşırı kızmayız, deliye de dönmeyiz. İtfaiyecinin kitabı yirmi dört saat elinde tutmasına izin veririz. O zamana kadar yakmazsa, biz gelip onun yerine yakarız... Bu kadar basit.”
Çelişkili teori ve düşüncelerle herkesi mutsuz etmek isteyenlerin küçük dalgasına karşı duruyoruz. Parmaklarımızı setin üstünde tutuyoruz. Sağlam dur. Melankolinin ve iç karartıcı felsefenin taşkın akıntısının dünyamızı boğmasına izin verme. Sana bel bağladık. Senin, bizim şimdiki mutlu dünyamız için ne kadar önemli olduğumuzun farkında değilsin sanırım.
Çoğu yılanın başını küçükken nasıl ezeceğimizi biliyoruz. Çivi ve tahta olmadan ev inşa edemezsin. Bir evin inşa edilmesini istemiyorsan, çivilerle tahtaları sakla. Bir insanın siyasi açıdan mutsuz olmasını istemiyorsan, bir meseleyi iki farklı açıdan sunma ki kaygılara kapılmasın; tek bir açıdan sun. Daha da iyisi, hiçbir açıdan sunma. Bırak savaş diye bir şey olduğunu unutsun. Hükümet verimsizse, kadroları fazla şişkinse ve vergi manyağıysa, insanların onunla ilgili kaygı duymasındansa hükümetin bunların hepsi birden olması daha iyi. Huzur, Montag. İnsanlara en popüler şarkıların sözlerini, eyalet başkentlerinin isimlerini veya Iowa’da geçen sene ne kadar mısır yetiştiğini hatırlayarak kazanacakları yarışmalar vereceksin. Onları yanmaz verilerle dolduracaksın, ‘gerçekleri’ boğazlarına tıkıştıracaksın, öyle ki kendilerini tıka basa doymuş ama onca veri sayesinde kesinlikle ‘zeki’ hissedecekler. O zaman, düşündükleri hissine kapılırlar... Hareket etmedikleri halde hareket ediyormuş gibi hissederler. Ve mutlu olurlar, çünkü o türden gerçekler değişmez. Onlara bir şeyleri yorumlamaları için felsefe veya sosyoloji gibi kaygan zeminli şeyler vermeyeceksin. O yol melankoliye çıkar. Bir televizyon duvarını söküp takabilen herkes (ki bu günlerde çoğu insanın yapabildiği bir şey bu), insana kendini hayvansı ve yalnız hissettirmeden ölçülmemekte veya denklemlestirilmemekte direnen evreni sürgülü cetvelle ölçüp denklemlestirmeye çalışan herhangi bir insandan daha mutludur.
Bir şeyin nasıl değil neden yapıldığını öğrenmek istiyordu. Bu utandırıcı olabilir. Birçok şey hakkında ‘Neden’ diye sorarsan ve bunu sürdürürsen, sonunda epey mutsuz olabilirsin. O zavallı kızın ölmesi onun açısından daha iyi oldu.