“Millie!” dedi Montag. “Dinle. Bana bir saniye verir misin? Hiçbir şey yapamayız. Bunları yakamayız. Onlara bakmak istiyorum, en azından bir kez bakmak istiyorum. Sonra, Yüzbaşı’nın söyledikleri doğruysa, onları birlikte yakacağız, inan bana, birlikte yakacağız. Bana yardım etmelisin.”
Aşağıya, Mildred’ın yüzüne baktı ve onun çenesini sımsıkı tuttu. Ona bakmakla kalmıyordu, onun yüzüne kendisi için ve ne yapması gerektiğini anlamak için bakıyordu. “Hoşlansak da hoşlanmasak da bu işin içindeyiz. Bunca yıldır senden pek bir şey istemedim ama bu sefer istiyorum, yalvarıyorum. Burada bir yerden başlamamız gerek, böyle berbat bir halde olmamızın sebebini bulmalıyız... Sen ve ilaç kullandığın geceler, araba, ben ve işim. Dosdoğru uçuruma gidiyoruz Millie. Tanrım, uçuruma düşmek istemiyorum. Bu iş kolay olmayacak. Devam etmemize faydası olacak hiçbir şey yok elimizde ama belki parçaları birleştirip meseleyi çözebilir ve birbirimize yardım edebiliriz. Sana şimdi o kadar çok ihtiyacım var ki anlatamam. Beni biraz olsun seviyorsan buna katlanırsın, yirmi dört saat, kırk sekiz saat, tek istediğim bu... Sonra bitecek, söz veriyorum, yemin ediyorum! Ve burada bir şey varsa, bu berbat durumdan tamamen kurtulmamızı sağlayacak küçücük bir şey bile varsa, belki onu başka birine aktarabiliriz.”