sevgi, aşk, tek başına hayattan, çevreden soyutlanarak yaşanmıyor. aşkla birlikte gelenleri de gidenleri de düşünmek gerek. ben yitirmekten de kazanmaktan da yoruldum.
bir coşkuyu araştırıp bulmaya, yaratmaya değil de, ancak bölüşmeye mi hazırdım hep? benden önce başkalarınca hazırlanmış, düzenlenmiş durumlara boyun eğmeye nasıl da hevesliydim! geleceğim belirsiz olabilir ama bir başkasınca belirlenmiş de değildir.
…en çok sevdiğim şey, gençliğidir. bitmez tükenmez bir gençliği var onun. daha doğrusu gençlik onda gelip geçici bir çağ değil, bir karakter özelliği…öte yandan gençliğiyle bağdaşmayan bir yanı var: hayata saygı duymayı çoktan öğrenmiş.
kimi zaman yöneticileri, filmlerde gördüğümüz sömürge yöneticilerinden farksız buluyorum. hepsi tüm düşgüçlerini, bizi izinsiz bıraktıracak bir bahane bulmak ya da günlerimizi çekilmez kılacak yeni bir eziyet yöntemi keşfetmek için çalıştırıyorlar. neyse ki, düşgüçleri pek gelişmemiş de umdukları, istedikleri kadar acı veremiyorlar bizlere...