yalnızca bu mahallenin güzellikleri, yaşamak, yaşamın tadına varmak için yeterli. onu ölümden alıkoymaya yetmeliydi bu doğal veriler, diye düşünüyorum.
sanki herkes daha güzel bir yaşamın gelip bizi bulmasını bekliyor. tedirginlik her zamanki gibi var. büyüyor, küçülmüyor. sonra arkadaşlarımızdan birkaçı arka arkaya ölüyor. henüz kırk yaşında insanlar. daha güzel yaşamlara duyulan özlem ve bekleyişi onlarla birlikte gömüyoruz. daha güzel yaşam diye bir şey yok. daha güzel yaşamlar ötelerde değil. güzel yaşam burada. taksim alanı’nda. turşu, pilav, simit, çiçek, kartpostal satan, ayakkabı boyayan siyah kalabalık içinde.
yaşam, mutlak tutkularla dolu. yaşamı sevmekle birlikte ölüme alışmak da büyüyor, gelişiyor. güzellikler kazanıyor. bu sevgiyi nasıl rahatlıkla uğurluyorsam, yaşamı da o denli rahat, o denli güzel uğurlamalı. sevgilerimi doyumla devretmeliyim.
düşüncelerimde bir açıklık var. doyumsuz yaşamı kucaklamak istiyorum. sonra yeniden sevmek, bu sevgide tüm sevgilerim, sevebilme gücüm var. gelecekteki sevgileri de yaşar gibiyim. geçmiştekileri de.
ölüm sessizliği çok genç buldu onu. karı koca olamadık. gerçek dost da olamadık. bir kitapta okumuş, bir filmde izlemiş gibiyim beraberliğimizi. bir konserde dinlemiş gibiyim. severek anımsanan bir kitap gibi bile değil.