ben her kitabımın her sayfasını, her satırını ve her kelimesini okurken binlerce karimin ayrı ayrı yanında bulunmak isterdim; yanında değil. hatta ruhunun içinde.
kitaplarımla karilerim arasında, merak ettiğim en ufak teferruatı bana ebediyen meçhul kalacak olan gizli münasebeti anlamak hırsıyla çıldıran tecessüsüm…
nasıl bir tesadüf, nasıl bir hadise veya mecburiyet, hangi yollarda, nerede ve ne zaman bu iki insanı karşılaştıracak, tanıştıracak ve birbirine yaklaştıracak?
beni humma ile karışık derin bir korku sarar ve duvarların sükutu beni dehşete düşürür. içinde yalnız yaşanan odaların sessizliği ne kadar derindir ve ne kadar korkunç! bu yalnız vücudu değil, ruhun etrafını da çeviren bir sükuttur.
bence kitap demek bir defa okumak için yazılan şey değildir…kitap. nasıl diyeyim, içinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gibi olmalı, ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktasına hatıralarımız karışmalı.