.
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
.
Ne zaman vazgeçti ortancalar teneke kutuları mesken tutmaktan ?
O uzak kentlerdeki karmaşada her şeye karşı yeniden tomurcuklanan yaşam sevinçlerine yer kalmadı mı?
Gökdelenlerin gölgesinde başını kaldıramıyor mu kır çiçekleri?
O kentlerin koşuşturmasında vaz mı geçildi nergisin kokusundan?
Basit yaşamak zorlaştı insanlar kente teslim oldu.
Preslenmiş insan yığınları, PVC pencereler, kauçuk pabuçlar, plastik uzaktan kumandalar, naylon ilişkiler, çabalamadan güzellikleri ellerinde tutmak isteyen plastik yaşamlar..... ve sulanması, özen gösterilmesi gerekmeyen, odalara yayılmış, sahibinin hevesinin geçmesini bekleyen plastik çiçekler.
Nereden çıktı bu plastik çiçekler!
Neden plastik çiçekler!
.