Son derece gelişmiş ve birbirlerinden bağımsız olarak uçuşan zihinlerin, çok sayıda küçük olguyu tespit edip bir araya getirerek bunlardan sonuçlar çıkarmakta özel bir yetenek sahibi olduklarını düşünmek hata olurdu: Tersine kuraldışı oldukları için, "kural" olanlar karşısında, en başından beri, hiç de parlak bir konumda bulunmamaktaydılar. Ne de olsa, yapmaları gereken şeyler, sadece "algılamanın" çok ötesine geçiyordu. Yani, yeni bir şey OLMAK, yeni bir şey İFADE ETMEK, yeni değerleri TEMSİL ETMEK zorundadırlar. Bilgi ile yetenek arasındaki uçurum sanıldığından daha büyük ve aynı zamanda da daha gizemlidir belki de. Büyük bir üslup sahibi bir insan, bir yaratıcı belki de cahil olmaya mecburdur.
Asıl sorun ise, Goethe'nin Almanlar hakkındaki gerçek düşüncesinin ne olduğudur. Fakat hiçbir zaman açıkça dile getirmediği pek çok şey vardı etrafında ve yaşamı boyunca da, zekice bir sessizlik içinde kalmayı bildi. Muhtemeldir ki, bunun için son derece iyi bir sebebe de sahipti.
Napolyon'un Goethe'yi görmeye geldiği zaman ki "Alman ruhunun" yüzyıllardır nasıl görülmüş olduğunu ortaya koyan şaşkınlığını, derinlemesine anlayabilsek yeterli olacaktır. "VOILA UN HOMME!" demişti Napolyon. Anlamı ise şuydu: "Fakat bu bir insan! Oysa ben, bir Alman görmeyi bekliyordum karşımda!"