"Gelecek kuşaklar, hiçbir başarının ödüllendiremeyeceği çabalarımın kabaca bir yana itilmekten ve ses çıkarılmadan katlanılan küçümsenmelerden daha fazlasına layık olup olmadığı konusunda yargıya varacaktır. Bunlara katlanırken, alaycıları susturacak ve korkutacak kozları elimde bulundurduğum da unutulmamalıdır."
Tam da kitapların ve insanların yakılması nedeniyle onsekizinci yüzyılda alçaklıgın içine ölüm korkusu salan felsefe henüz Bonaparte zamanında alçaklıgın safına geçmişti. Sonuçta Comte'un apolojetik (savunmacı) okulu uzlaşmaz Ansiklopedicilerin ardıllannın yerini gasp etmiş ve elini bu eli bir zamanlar geri çeviren herkese uzatmıştır. Eleştiriden olumlamaya doğru gerçekleşen bu başkalaşımlar kuramsal içeriği dokunmadan bırakmazlar; bu içerigin hakikati buharlaşır. Motorize edilmiş tarih bugün elbette bu tür
zihinsel gelişmelerin daha da ilerisinde seğirtmektedir ve başka kaygılar
taşıyan resmi sözcüler "güneş üzerindeki yerlerini" borçlu oldukları
kuramı, henüz kendisini tam anlamıyla fahişeleştirmeden önce tasfiye
etmektedir.
"Güneş üzerindeki yerlerini" derken Wilhelm Almanya'sının emperyalist
bir sloganından kinayeyle söz edilmektedir
Kötülüğün ilkesi irade gerilimindedir, huzuru
yaşayamamaktadır; tıka basa ideallerle dolu, kanaatlerinin
ağırlığı altında patlayan ve şüpheyle tembelliği -bütün
faziletlerinden daha soylu zaafları- alaya almakla gönül
eğlemiş olduğu için, mahvolduğu bir yola, tarihe, o densiz
sıradanlık ve kıyamet karışımına girmiş olan bir ırkın
Prometheus’vari megalomanisindedir...