Firdevs Sever

Firdevs Sever
@perilervekediler
16 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi·96 syf.··
2022 10. kitabı
Bu oyunun üzerine bir not düşmeden edemezdim! Antigone, Sophocles amcamızın "Thebai (veya da Oidipus) Üçlemesi"nin son oyunu. Kızcağımızın babası rahmetli Kral Oidipus'tur. İşte erkek kardeşleri var taht kavgasına tutuşup birbirlerinin canını alan, ablası var güzel Ismene... Ama bunları zaten okuyunca da görürsünüz. Ben Jean Anouilh neden Sophocles amcanın oyununu almış da baştan yazmış onu anlatmak istedim. Şimdi Jean Anouilh bunu yazdığı vakitte Paris, işgal altında. Hitler'in ordusu kapıya dayanmış. Fransızlar dehşet bir ikiye bölünmüşlük deneyimlemekte. Bir yandan kapılarında güzel şehirlerine göz dikmiş bir ordu, bir yandan da baş gösteren iç karışıklıklar! Paris için zor günler. Bir taraf bağırır "Karşı duralım, ayaklanalım!" öbür taraf susturur "Şşşşttt, bekleyelim! Her şey yatışır..." He bir de yazarlara sallarlar "Eee, sen ne diyorsun susmasana öyle!" Bu içerlemelere ısrarlara aşinayız zaten günümüzde de. Neyse efendim, Monsieur Jean ne yapsın? Öyle bir şey yazmalı ki ne işgalcilerin dikkatini çeksin, ne de hiçbir mesaj vermiyor olsun. Sophocles'in Antigone'si de aslında bir ikiye bölünmüşlüğün, kardeş savaşının ve zıt kutupların hikayesidir. İktidarın, onurun ve vicdanın oyunudur. Bir oyunu baştan yazmak, verilmek istenen mesajı en dikkat çekmeden verme yolu olmuştur böylece. Neyseeeee, öyleyken böyle efendim! İyi okumalar dilerim, Sophocles'ten sonra bunu da okuyunuz, çok güzeldir!
AntigoneJean Anouilh · Agora Kitaplığı · 201264 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·280 syf.··
2021 46. kitabı
Şimdi efendim pek öyle uzatmadan yüzeysel bir şekilde içeriğinden bahsedeceğim size. Ancak bundan önce paylaşmak istediğim bir-iki şey var. Sevgili Arsız Ölüm epey uzun bir zamandır elime almak istediğim bir kitaptı fakat kısmettir ki anca Hemhal Tiyatro tarafından hazırlanan bir oyunu (Sevgili Arsız Ölüm - Dirmit) izlememin ardından kitaplığımı buldu kendisi. Nezaket Erden’in ağzım açık izlediğim oyunculuğu muydu beni motive eden bilmiyorum ama kendi kendime “Ay,” dedim “ne zamandır listemde bi okumak nasip olamadı artık elime alayım şu kitabı!” Küçükken Nazlı Eray’ın kitaplarını bayıla bayıla okurdum desem büyülü-gerçeklik akımını bir hayli sevdiğimi anlarsınız sanırım. İşte, Sevgili Arsız Ölüm de büyülü-gerçeklik akımından nasibini almış bir roman ve baylar bayanlar merdivenden kayanlar ben Latife Tekin’in bu kitabına ba-yıl-dım! Hurafeler, cinci hocalar, geleneksel dindarlık anlayışı, muskalar, büyüler, örf-adetler, aman aman neler neler! Bir aile düşünün ki anne azraille konuşuyor, baba gidiyor denizle hasbihal eyliyor, evin küçük kızı köydeki evlerinin önüne konuşlanmış tulumbayla sohbetler içinde. İşte tam da böyle detaylar ve bunların romana son derece doğal bir anlatımla yedirilmesi büyülü-gerçekçiliği müthiş bir ustalıkla yansıtıyor. Sadece din-gelenek ve bu ikilinin aile içi ve bazı toplumsal yansımaları üzerinden ilerleyen bir roman da değil Sevgili Arsız Ölüm. Aynı zamanda Aktaş ailesinin, köyden şehre göçü ve burada barındıkları tek odalı evde yaşadıklarıyla da ayrı bir resimdir. Yer yer üzüldüm, yer yer sinirlendim, bazen duygulandım. Romanın sunduğu eleştirileri pek haklı ve maalesef çok gerçek buldum. Dediğim gibi yalnızca yüzeysel bir şekilde bahsetmek niyetindeyim bu yazıda. Dolayısıyla lafı fazla dolandırmadan burada kesmek istiyorum. He, son olarak
Sevgili Arsız ÖlümLatife Tekin · Can Yayınları · 201910,8bin okunma
Puan vermedi·408 syf.··
2021 6. kitabı
Madam Bovary ilk olarak 1856 senesinin sonbahar-kış vakitlerinde La Rvue de Paris isimli Fransız edebiyat dergisinde tefrikalar halinde yayınlanmış. O zamanlar ahlakdışılıkla itham edilerek, eser hakkında soruşturma başlatılmış. Ancak Flaubert'in davadan beraatiyle beraber kitap halinde de basılmış. Realizmin öncelikli örneklerinden -ve de ilk- olan Madam Bovary ile bovarizm denilen yeni bir akım da doğmuş. Bovarizm akımı; kişinin kendisini realiteden farklı olarak betimlediği ve de kaderin dayattığı hayat gerçekliğinden saparak sahte bir kimliğe sığınması, bu istikamette sürüklenmesi, hayallere kapılması şeklinde ifade edilebilir. Fransa'da geçen bu romanın baş kahramanı olan Emma'mızı, salt "bir hekimin eşi" şeklinde tanımlamak istemiyorum. Emma, Tôtes köyündeki bir çiftlikte babasıyla yaşayan, eğitimini manastırda almış rüyalı güzellikte genç bir kadındır. Bu genç kadının her hareketi şiirsel tadlar barındırmakla beraber, zevk sahibi bir ruh için seyirlik şölendir. Hekimimiz Charles için de karısı -Emma Bovary- ilahi düzeyde kusursuz ve de eşsizdir. Ancak yaşama pek romantik bir çerçeveden; zümrüt yeşili ipek kumaşlar, pahalı mücevherler, şapkaya eklenecek şekilli tüller, kokulu aşk mektupları ve ay ışığında iç geçirerek edilen yeminler ardından bakan Emma bir türlü mutlu olamaz bu evlilikte. Sadakatini ve de adım adım kendini yitirir. Kitabın konusu hakkında fazla bir yorum yapmaktan kaçınarak başka bir noktaya atlamak istiyorum. Flaubert, ilk romanı olan Madam Bovary ile aynı zamanda 19. yüzyıl burjuvazisine realist bir ışık tutmaktadır. Dolayısıyla söz konusu eser yalnızca Emma Bovary'yi değil, insanı da anlatır bize. Bunu da gerçeklik temelinde yapar ve bugün bile adını anar oluruz Gustave Flaubert'in.
Madam BovaryGustave Flaubert · Can Yayınları · 202240,8bin okunma
Puan vermedi·408 syf.··
2020 46. kitabı
On yedinci doğum günümde, bir arkadaşımın hediyesi olarak elime geçen kitap. “Konusunu okuyunca aklıma sen geldin.” demişti verirken. Gerçekten de çok sevmiştim. Kitabın, kendisinden beklemediğiniz buğulu bir atmosferi var. Sebebi de aslında konusundan kaynaklanıyor. Bir gün o zamanlar yaşıtım olan genç bir kızla salıncakta sallanır, diz boyu kabarık elbiseler giyerken diğer gün bir baktım evlenmişiz ve uzaklarda bir başka evde, “hanım” olmuşuz. Buruk kalıyor içiniz yani. Hem dönem şartlarına göre değerlendirip Effi ile siz de kelebek kelebek koşuşturuyorsunuz hem de “Ah, benimle yaşıt, kıyamam annem!” diyerek hüzünleniyorsunuz. İşte kitabın konusu da böyle… Ben de Effi ile dost gibiydim okurken. O kocaman yeni evimizde sanki “beraber yalnız” kaldık ve de tanışıklarla geçirdiğimiz bir akşam vakti Prusya marşını birlikte okuduk. Prusya demişken, roman aynı zamanda dönem eseri olduğundan ötürü size zamanının Prusya’sı hakkında şöyle böyle bir tablo çizebilir. Hele benim gibi Jane Austen, Emily Brontë, Louisa May Alcott gibi yazarların kitaplarını tekrar tekrar okuyanlardansanız, oldukça ilginizi çekecektir. Şimdiden iyi okumalar dilerim :)
Effi BriestTheodor Fontane · Alfa Yayınları · 2018166 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2020 37. kitabı
La Nausée veya bildiğimiz ismiyle Bulantı. Romanın sizi ana karakterin zihnine taşıdığını gerçekten hissediyorsunuz. Gözlerim kelimeden kelimeye atlarken sanki ben de Antoine ile Bouville’de yürüyordum. Onunla kahve içiyor, kahvaltı yapıyor, kütüphane rafları arasında dolanıyordum. Sartre’ın okuduğum ilk ve tek eseri olan Bulantı, yazarın diğer eserlerinin de kitaplığıma doğru alacakları yolu açmış bulunmakta.
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128bin okunma