“Gündüz, yaşama başlanılması için verilmiş kutsal bir olanak,diyorum. Gece ise, gün boyu yaşanılanla hesaplaşmak, kendimi gözden geçirmek için verilmiş sessizlik ve yalnızlık ortamı...”...”Gündüz, vericiliği ve sevgiyi simgeliyor. Gece ise, her şeyi örterek bağışlamayı ve doğacak yeni gün için umudu...”...”Peki, diyorum, ben gündüzün ve gecenin hakkını verebiliyor muyum? Gündüzleri seviyor, geceleri bağışlıyor muyum? Hayır...Bana sataşan, dil uzatan, hakkımda ileri geri konuşanları bağışlamadığımı görüyorum. Onları yargılarken, aslında kendimi onların kirli dünyalarına hapsettiğimi, sınırladığımı, kendimi onların oyuncağı ve tutsağı yaptığımı fark ediyorum. Bunları düşünürken, gecenin o derin sessizliğini dinliyorum. Gecenin dinginliği beni rahatlatıyor, derin bir huzur veriyor. Bu an, kendimle iç içe, baş başa,koyun koyunayım. Günün yorgunluğu, başını yastığa koymuş dinleniyor.”