• 6 Temmuz, Perşembe, ''Şu an Flaubert'in mektuplarında şu satırları okuyorum: 'Romanım benim asılı kaldığım kayadır ve bu yeryüzünde olup bitenlerden hiç haberim yok.' Tıpkı 9 Mayıs'ta günlüğüme yazdığım gibi.''
  • Tatlı Perşembe büyülüydü. İnsanları değiştiren, mutluluk veren, güneşin daha parlak olduğu bir gündü. Berbat Çarşamba'dan sonrası, Bekleme Günü Cuma'nın öncesiydi.

    Parası pulu olmayan, yerleşik bir hayatı olmayan, hayata tutunmaya çalışan Suzy kendini Sardalye Sokağı'nda bulur. Bu sırada Dünya Savaşı'nın sonunda askerden dönen Doc vardır ve Doc biyolojiyle ilgili bir insandır. Ahtapotları, denizyılanlarını inceleyerek bir makale yazmaya çalışır.
    Suzy kendi benliğini bulmaya çalışırken, Doc'la aralarında bir şeyler gelişir ve bu ikisi için de beklenmediktir aslında. Bir şeylerin olması için itilirler çünkü.

    Birçok yan karakterin olduğu bu romanda tüm karakterlere içim ısındı. Doc kendini kötü hissederken tüm sokağın onun için uğraşması, Fauna'nın yıldız fallarıyla insanlara umut vermesi, Hazel'ın deli doluluğuyla okuması çok keyifli bir kitaptı. Ayrıca karakterlerin arasında geçen diyaloglar komikti de. Hatta biraz trajikomikti.
    Yazarın dili zaten çok güzel. Gerçekten kendini okutturuyor. Özellikle de her bir bölüme başlarken olayı farklı bir şekilde başlatıp daha da değişik bir yolla asıl olayı aktarması çok hoşuma gitti. Kitabı ben her şeyiyle beğendim.
    Kitabı bitirdikten sonra 1000kitap'ta bir yorum okudum ve kitabın aslında Sardalye Sokağı ve Yukarı Mahalle kitabının devamı niteliğinde olduğunu öğrendim. Aynı mekanda geçen farklı kişilerin anlatıldığı kitaplar sanırım. Ama ben bir eksiklik hissetmedim açıkcası kitabı okurken. Zaten giriş ve birinci bölümde geçmişi özetler gibiydi yazar. Sebebi de devam nitelikli bir kitap olmasıymış. Siz okurken en iyisi sıraya göre okuyun derim ben.
  • 01-15 Ağustos 2018 tarihleri arasında;Didim Belediyesi Altınkum 14.Yazarlar Festivali sahil kenarı ve başında 20.30-24.00 saatleri arasında gerçekleştirilecektir, festivale iştirak edecek olan yazarların isimleri ve bulunacakları tarihler aşağıdaki şekildedir.

    01 Ağustos 2018 Çarşamba;Yalçın Mıhçı-Merdan Yanardağ-Mustafa Balbay,

    02 Ağustos 2018 Perşembe;Sinan Akyüz-Seyit Derviş Tur-Ergün Poyraz,

    03 Ağustos 2018 Cuma;Kahraman Tazeoğlu-Hayri Kandemir,

    04 Ağustos 2018 Cumartesi;İlker Başbuğ-Canan Tan,

    05 Ağustos 2018 Pazar;Serhat Yabancı-Menderes Akdağ-Vehbi Bardakçı-Hakkı Ergök,

    06 Ağustos 2018 Pazartesi;Erdoğan Aydın-Faik Bulut-Nevzat Çelik,

    07 Ağustos 2018 Salı;Cezmi Ersöz-Esat Korkmaz,

    08 Ağustos 2018 Çarşamba;Muzaffer İzgü-İlyas Salman,

    09 Ağustos 2018 Perşembe;Canan Karatay-Hatice Gülcan Köprülü,

    10 Ağustos 2018 Cuma;Ayşe Kulin-Serra Menekay-Atilla Güler,

    11 Ağustos 2018 Cuma;Uğur Dündar-Emre Kongar-Nalan Tuntaş,

    12 Ağustos 2018 Pazar;Sinan Meydan-Hidayet Karakuş-Hüseyin Yurttaş,

    13 Ağustos 2018 Pazartesi;Saygı Öztürk,

    14 Ağustos 2018 Salı;Zülal Kalkandelen-Öznur Yıldırım-Mustafa Cemil Kılıç,

    15 Ağustos 2018 Çarşamba Hüsnü Mahalli-Gülsüm Öz-Atilla Yaşrin-Musa Dinç.

    İlgilenenlere, önemle duyurulur.
  • Aynı sokak geçtim, geçiyorum illâki önümüzdeki hafta da oradan geçeceğim salı günü salı, çarşamba, sonrasında perşembe yeni perşembe..
    Yol benim sokak benim ayaklarımın altındaki kaldırımlar tanıdık çünkü.. kaldırımlar her yerde tanıdık olmaz mı? aynı gri ve kenarları nemli olmalı..
    Ayrık otları bir aydır orada tahminimce konusu açılmışken neden bu sokaktan geçtik sen söylesene? Yüzün hazır yüzüme dönük gözlerin hazır saçlarımın hizasındayken sorabilirdim belki. Yüzünün bana dönük ve de saçlarımın hizasında olduğunu hatırlıyor musun?
    Beni görmüş olmalısın oradaydım.
    Bir adım ilerde iki adım sonrasında üç yine üç..
    karşımda karanlıkta defalarca toprağa tutunan yonca..
    Gülümsüyordun..
  • Tarih 3 Haziran 1963'tü..
    O gün Nazım Hikmet ölmüştü..
    Can Yücel BBC Türkçe Radyosunda spikerdi..
    Nazım'ın ölümünü dinleyicilere duyurma görevi ondaydı...
    "Ben bunu okuyamam.. Ben Nazım'ın ölümünü kabul edemem" dedi..
    Haberi okumadı...
    O gün hiç çalışmadı..
    Radyo da yayın yapamadı..
    Ertesi gün görevinden istifa ederek, memlekete döndü..

    *. *. *

    Bakan çocuğuydu..
    Cumhuriyet döneminin en önemli bakanlarından birinin hem de..
    Çok bakan çoğundan farklıydı..
    Çünkü hep geçim sıkıntısı çekti..
    Basit yaşamayı seçti..
    Malvarlığını soranlara şöyle açıkladı..
    1- Avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen..
    2- Gökyüzünde bir bulut..
    3- Bitlis’te beş minare..
    4- Biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili..
    5- Islıkla çalınabilen beş anonim türkü..
    6- Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı..
    7- Palandöken’de bir palan, bir döken..
    8- Kastamonu’nda üç kasto..
    9- Üç fay hattı..
    10- Bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma..
    11- Dünyada mekân..
    12- Ahirette iman..
    13- Denizde kum..
    14- Bir çuval gazoz kapağı..
    15- Bir kibrit kutusu sigara izmariti..
    16- Biri İngilizce, 6 adet küfür..
    17- Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht..
    18- Anne babadan kalma, yarısı yaşanmış bir ömür..

    *. *. *

    Türkçe'nin en matrak, en lafını esirgemeyen şairiydi..
    Cemal Süreya, onun için “Can Yücel kadar değişik teknikler kullanmış bir başka şairimiz yoktur” derdi..
    Şiirlerinde resmen ayar verirdi..
    Ağır küfürler ederdi..
    “Küfür ve argoyu halk kullanıyor. Yazdığımız şey, halkın nabzı ve ağzı olduğuna göre, küfür de kendiliğinden katılıyor işin içine. Aslında küfür bir özgürlük davasıdır” derdi..
    Özgürlüğünü mısralara dökerdi.
    “Şiirlerinde küfür etme diyorlar usûlsüz,
    Lan bu kadar orospu çocuğunu nasıl anlatayım küfürsüz?”
    Her şiirinde kendi ifadesiyle nasıl gol atacağının peşindeydi..
    O, Türk şiirinin santrforuydu..

    * * *

    Şairliğinin yanı sıra, Almanca, İngilizce, Latince ve Yunanca bilirdi..
    Çok çeviri yaptı..
    Çevirileri başına iş açtı..
    12 Mart muhtırasında Mao ve Che çevirileri için içeri attılar..
    1974'te genel af ile özgür kalabildi.
    Toplumsal sorunları hep gündeme getirdi..
    Çarpık düzene mutlaka söyleyecek sözü vardı..
    "Gazi Mustafa Kemal Atatürk
    Türk, öğün, çalış güven! demiş a,
    Şimdilerde çalışan parasız, pulsuz
    Çalışıyor paralıya
    Güvenen varsa, parasına güveniyor
    Üstyanı öğün babam öğün!
    Dövün babam, dövün!"

    *. *. *

    Edebiyat kadar içkiye de düşkündü..
    İyi rakı içerdi..
    “İçim rakı, dışım su" derdi.
    Nasıl rakı içileceğini de şöyle mısralara dökerdi.
    "Rakı sofrasında susulmaz arkadaş,
    Hıçkıra hıçkıra ağlayacaksın..
    Arınacaksın gururundan, paşa gibi.
    Şerefe ulan diyeceksin..
    Şerefsiz Dünyaya inat şerefimize,
    Kırar gibi tokuşturup kadehleri,
    Gırtlağınla seviştireceksin meyleri..
    Gömeceksin kendini şişelerin dibine, ölür gibi
    içeceksin!..
    Öleceksin arkadaş..
    Oturtacaksın karşına geçmişini,
    Güle güle küfür edeceksin...
    Unutacaksın, unutur gibi içeceksin !
    "İçiyorsan Rakıyı öve öve,
    Söve söve kusacaksın ne varsa içinde.."

    *. *. *

    Gırtlak kanserine yakalandığında dostları artık dinlenmesini söyledi..
    “Ben şairim, fil değilim.. Azrail'i bir köşeye çekilip bekleyemem. Meydanlarda ölmeliyim" dedi..
    "Ömür dediğin üç gündür,
    Dün geçti yarın meçhuldür,
    O halde ömür dediğin bir gündür..
    O da bugündür." der gibi..

    *. *. *

    17 yıl önce öldü..
    Şiir söyleyerek, rakı içerek, küfür ederek..
    Vasiyeti üzerine çok sevdiği Datça'da gömüldü..
    "Beni kuzum Datça’ya gömün.
    Geçin Ankara’yı, İstanbul’u!.
    Oralar ağzına kadar dolu..
    Alabildiğine pahalı..
    Örneğin Zincirlikuyu’da
    Bir mezar 750 milyona..
    Burası nispeten ucuz..
    Ortada kalma ihtimali de yok..
    Hayır dua da istemez..
    Dediğim gibi, beni Datça’ya gömün..
    Şu deniz gören mezarlığın orda..
    Gömü sanıp deşerlerse, karışmam ama!"
    Anısına saygıyla....
  • bugün günlerden perşembe ama bana göre cuma gibi .Aleyna arkadaşımla ve fatma arkadaşımla resmen arkadaşlığımı 4 sene olmuş
  • "Kadere ancak bir noktaya kadar direnirsiniz ve pes edince çok güçlenirsiniz; çünkü tüm gücünüz tek bir yönde akar."
    John Steinbeck
    Sayfa 149 - Sel Yayıncılık