Birinci kitabımızda; sıradan bir hayat süren İngiliz Arthur Dent, bir gün evinin yıkılacağını öğrenir. Aynı gün Dünya da galaktik bir otoyol inşaatı için yok edilir :D
Arthur son anda yakın arkadaşı Ford tarafından kurtarılır. Ford aslında uzaylıdır ve galaksiyi gezen bir gezgindir.
İkili uzay gemilerine otostop çekerek galakside yolculuğa çıkar.
Derin Düşünce bilgisayarı, (spoiler alert) Dünya'nın aslında dev bir biyolojik bilgisayar olduğu gerçeği gibi absürt şeylerle karşılaşırlar.
Bürokrasi, insanın anlam arayışı ve evrenin büyüklüğü yanında insanın acizliği gibi konularla dalga geçer. Bence serinin okuması en zevkli kitaplarından biriydi. Hayatınızda hiç bilimkurgu-komedi okumadıysanız girmeniz zor çıkmanız daha zor olacak muhtemelen bir iştahla ikinci kitaba başlayacaksınız.
İkinci kitabımızda ise maceralar devam eder. Zamanda yolculuk teması işlenir. Bence zamanda yolculuk temasını en absürt, en eğlenceli ve en okunaklı işleyen kitaplardan birisi.
Burada da kitabımız zaman yolculuğundan yola çıkarak zamanın anlamsızlığıyla, özgür iradeyle ve kaderle dalga geçer. Bu kitabı da bir iştahla bitirebileceğinizi düşünüyorum.
Üçüncü kitap.. Maalesef serinin karanlıklaşmaya başladığı kitap. Douglas Adams'ın bu kitapla birlikte depresyona girip seriyi 180 derece döndürdüğü söylenir. Yine mizah ağırlıklıdır ama daha alaycı ve karamsar temalar girmeye başlıyor. Kitabın içeriğinden pek bahsedemeyeceğim fazla spoiler olur fakat savaş teması üzerinden ilerleniyor.
Bu kitap, savaşın anlamsızlığı ve yabancı düşmanlığı gibi konuları ele alıyor.
Dördüncü kitabımız bence serinin çok daha sakin, melankolik ve en kişisel kitabı. Karakterimiz bir şekilde yok olmuş Dünya'ya geri döner ve gezegenin yeniden var olduğunu keşfeder. Birkaç gizemli olay araştırılır.
Yazarın üslubu son derece sade, akıcı ve yalın. Bu durum kitabın bir oturuşta okunmasını kolaylaştırsa da derinlik arayan okurlar için anlatımı biraz fazla ortaokul/gençlik seviyesinde bırakıyor.
Kitap; Atatürk’ün İsmet İnönü ile ilişkisi, Latife Hanım ile boşanma süreci, kadın haklarına bakışı ve manevi evlatları gibi bilinen biyografik unsurları tekrar ediyor. Yetişkin okurlar için yeni veya şaşırtıcı bir perspektif sunmuyor; daha çok konuya uzak olan genç okurlara hitap ediyor.
Sofya günlerinden aniden hastalığa geçilmesi veya Çanakkale Savaşı gibi tarihin dönüm noktalarına çok az yer verilmesi kurguda belirgin kopukluklar yaratmış. Olaylar arasındaki bu temassızlık tarihi derinlik hissini zayıflatıyor.
Özetle: “Aylardan Kasım Günlerden Perşembe”, Atatürk’ün hayatına ve insani yönlerine dair bildiğimiz detayları akıcı ama yüzeysel bir dille tekrar eden, beklentiyi çok yüksek tutmadan, hızlıca tüketilebilecek çerezlik bir biyografik roman niteliğinde.
Bu kitap, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ben anlatıcı olarak kullanıldığı, yazarın da kendinden bazı şeyler kattığı bir kurguya sahip. İlkokul seviyesindeki çocukların okuma alışkanlığı kazanması için pratik bir kitap olabilir.
İlköğretim ve lise düzeyinin dışına çıkıp bildiklerimizin ötesinde bir şeyler öğrenmek isterseniz; Nutuk, Atatürk’ün Not Defterleri (yanılmıyorsam 12 kitaplık bir seri) ve silah arkadaşlarının kaleme aldığı pek çok eser, Atatürk’ü, Cumhuriyet’in kuruluşunu ve Kurtuluş sürecini daha derinlemesine anlamak için önemli kaynakları tavsiye ederim.
Kendi hayatı ile ilgili de ,tarihcilerimizin araştırmalarını
Bu kitap sağdan soldan toparlayıp ticari kaygı ile yazılmış,kopyala yapıştır gibi bir şey ...
Açıkçası bu kitapta aradığım derinliği ve anlatım gücünü bulamadım. Konular bana oldukça yüzeysel geldi ve birçok noktada havada kaldığını düşündüm. Atatürk’ü daha kapsamlı, daha güçlü bir analizle okumayı tercih ederdim. Kitap, sanki Atatürk hakkında hiç bilgisi olmayan okurlara temel bir çerçeve sunmak amacıyla yazılmış gibi. Bu yönüyle başlangıç seviyesinde faydalı olabilir; ancak konuya biraz hâkim olanlar için yetersiz kalabilir.
1929’da patlak veren ve Wall Street’in o meşhur “Kara Perşembe” çöküşüyle hisse senetlerinin tepe taklak olduğu dönem, malumunuz tüm 1930’lar boyunca sürecek olan Büyük Buhran’ın fitilini ateşledi; ama bu süreci sadece rakamlardan ibaret ekonomik bir çöküş olarak okumak o dönem feda edilen insanlığı görmezden gelmek olur. Gelir dağılımındaki devasa eşitsizlikler, çiftçilerin gırtlağına kadar batmış borçları ve kontrolsüz kredi kullanımı... Sonuç? Geleceğe dair umudunu tamamen yitirmiş, çorba kuyruklarında bekleyen, hayatta kalmak için göç eden çaresiz milyonlar.
İşte Atları da Vururlar bizi tam olarak bu çaresizliğin ortasına bırakıyor. İnsanlar bir kap sıcak yemek, bir temiz kıyafet uğruna günler, hatta haftalar süren o vahşi dans maratonlarının ortasında buluyorlar kendilerini. Büyük bir ödül kazanacakları illüzyonuyla aldatılan, durmaksızın dans eden insanlar...
Bugünden geriye dönüp baktığımızda bu dans oyunları aslında muazzam bir kitle kültürü ve dönem eleştirisi. Hani şu televizyonlarda izlenilen “Biri Bizi Gözetliyor”lar, “Survivor”lar, …Şefler…İşte onların atası bu maratonlar. Hatta yazar Horace McCoy bugün yaşıyor olsaydı ve bu dönemi yazsaydı eminim sosyal medyanın insanı nasıl bir “gösteri nesnesine” dönüştürdüğünü de bu konsepte müthiş bir şekilde uyarlardı. Hızlı tüketim, derin bir çaresizlik, mutsuzluk ve ne yapacağını bilememe hali…
Kısacık bir metin bu. İçinde hiç öyle edebi süsler, büyük sanatsal oyunlar yok; ama anlatımının o vurucu sadeliği ve ne yazık ki bugünün dünyasına bile çok tanıdık gelmesi, kitabı hâlâ bir kült eser olarak ayakta tutuyor. Ben çok etkilenerek okudum, kitap dostlarıma da canıgönülden tavsiye ederim.
Emirhan Burak Aydın çevirisi ile @tersinekitap 🩵
#atlarıdavururlar #horacemccoy #büyükbuhran #tersinekitap #tavsiyekitap
Herkese selamlar,
Bugün üstad Sezai Karakoç'un Piyesler 1 adlı senaryo ve oyun türünde yazılmış eseri ile karşınızdayım.Eser, dört piyesten oluşmaktadır.
Bunlar;
1. Ertelenen Düğün
2. Çeyiz
3. Perde - 7 tablo
4. Görev - 3 tablo
Şeklindedir.Bu eseri oluşturan piyeslerden Ertelenen Düğün 23 Haziran 1977'de Diriliş Pazartesi - Perşembe Günlüğü'nde, Çeyiz Piyesi de Haziran 1980'de Aylık Diriliş Dergisi'nde yayınlanmıştır. Perde ve Görev isimli piyesler ise dergide yayınlanmadan doğrudan kitaba eklenmiştir. Ben eseri beğendim, umarım sizlerde beğenirsiniz. Ki üstadı tanıyan bilir hiçbir şekilde okurken pişman olmayacağını.Kitapla kalın, sevgiyle kalın.